Kitap Okuma Alışkanlığı Nasıl Kazanılır?

Hepimizin evinde yarım kalmış bir kitap vardır. Başucunda, sayfalarının arasına sıkıştırılmış bir otobüs biletiyle bekleyen, “Bu hafta mutlaka bitireceğim” dediğimiz ama bir türlü dönemediğimiz o kitap. Ona her baktığımda biraz mahcup olur, sonra kendime aynı soruyu sorarım: Okumayı bir karar olmaktan çıkarıp bir alışkanlığa nasıl dönüştürürüz?
05 October 2026 Yaklaşık 9 dk okuma Hüsamettin Oğuz

Bu sorunun cevabını hiç beklemediğim bir yerde, bir kitap fuarının programında spor sayfasında buldum. Uluslararası 16. Kocaeli Kitap Fuarı’nda 6 Ekim Salı günü Karamürsel Alp Salonu’nda Sporun Kenti Kocaeli adlı bir kitap tanıtılacak. Kitap, doğa ve su sporlarından amatör spora, kadın sporculardan spor basınına kadar şehrin spor hafızasını bir araya getiriyor. 3–11 Ekim tarihleri arasında Kocaeli Kongre Merkezi’nde spor ile kitabın aynı çatı altında buluşması ilk bakışta şaşırtıcı; ama bana okuma alışkanlığı üzerine çok şey düşündürdü.

Çünkü bana göre okumak da bir tür antrenmandır. Hiçbir sporcu ilk gün maraton koşmaz. Kas yavaş yavaş gelişir, nefes zamanla açılır, dayanıklılık düzenli çalışmayla kazanılır. Okuma alışkanlığı da böyledir: bir heves anında değil, küçük ve düzenli adımlarla edinilir.


Aynı Saatte İki Coğrafya

Kitap fuarlarının programına bakarken bazen küçük bir çaresizlik duyarım: Aynı saatte iki salonda iki güzel söyleşi. Hangisine gitmeli? Bu küçük ikilem, aslında okurun en tatlı dertlerinden biridir.

10 Ekim Cumartesi saat 13.00’te Uluslararası 16. Kocaeli Kitap Fuarı’nda bu ikilemin en güzel örneklerinden biri yaşanacak. Akçakoca Salonu’nda Güney Kore’den Soyoung Park, Selim Sırrı Paşa Salonu’nda ise Bosna Hersek’ten Amina Şeçeroviç okurlarla buluşacak. Aynı saatte, aynı çatı altında, birbirinden binlerce kilometre uzaktaki iki coğrafyanın sesi.

Haritada birbirine bu kadar uzak duran iki ülkenin ortak bir yarası olduğunu da düşünmeden edemiyorum. Kore Yarımadası yetmiş yılı aşkın bir süredir ikiye bölünmüş bir hafızayı taşıyor; Bosna ise doksanlı yılların savaşını hâlâ evlerinin duvarlarında, köprülerinin taşında hatırlıyor. Kanaatimce “Romanların ve Hatıratların İzinde” diyen bir fuarda bu iki sesin aynı saate denk gelmesi, hatırlamanın her dilde benzer bir ağırlık taşıdığını gösteriyor.

Bana öyle geliyor ki bir kitap fuarı, dünyanın farklı köşelerini birkaç koridor mesafesine indirebilen nadir yerlerden biri. Kore’den Balkanlar’a yürümek orada yalnızca birkaç adım sürüyor.


Alışkanlık iradeyle değil, düzenle kazanılır

Hepimiz yaşamışızdır: Yılbaşında “Bu yıl çok kitap okuyacağım” diye karar veririz, birkaç hafta sonra da bu kararı sessizce unuturuz. Kendimize kızmaya gerek yok. Ben meseleyi biraz farklı görüyorum: Sorun istek eksikliği değil, alışkanlığı yalnızca iradeye emanet etmek. İrade yorulur; düzen ise kendi kendine işler.

Alışkanlık üzerine yazan Charles Duhigg, her alışkanlığın üç halkalı bir döngü olduğunu anlatır: bir işaret, bir davranış ve bir ödül. Sabah kahvesi işaret olabilir, birkaç sayfa okumak davranış, güne sakin bir zihinle başlamanın verdiği huzur da ödül. Bu döngü birkaç hafta tekrarlandığında, fincan elimize geldiğinde kitaba uzanmak kendiliğinden gerçekleşir. Artık karar vermemize gerek kalmaz.

Küçük başlamak

James Clear, Atomik Alışkanlıklar’da büyük değişimlerin küçük adımların birikmesiyle geldiğini anlatır. Okuma için bunun karşılığı şu: Günde yüz sayfa hedefi koyup üçüncü gün bırakmak yerine, günde on sayfayla başlamak.

On sayfa az görünebilir. Ama basit bir hesap yapalım: Günde on sayfa, yılda üç bin altı yüzü aşkın sayfa eder. Bu da ortalama uzunlukta on iki ila on beş kitap demek. Üstelik on sayfa okuyan biri çoğu gün kendiliğinden on beşe, yirmiye çıkar. Burada dikkatimi çeken şu: Önemli olan hedefin büyüklüğü değil, her gün tekrarlanabilir olması.

Zamanı değil, yeri ve anı belirlemek

“Vakit bulursam okurum” diyenler çoğu zaman vakit bulamaz. Okumanın gündelik hayatta sabit bir yeri olmalı. Kahvaltıdan sonra, işe giderken toplu taşımada, öğle arasında, yatmadan önce… Hangisi olursa olsun, her gün aynı an kitaba ayrılmalı.

Kanaatimce ortam da en az zaman kadar önemli. Kitap göz önünde, elin uzanabileceği bir yerde durmalı: başucunda, çantada, çalışma masasının üstünde. Telefon ise mümkün olduğunca uzakta. Okumayı kolaylaştıran, dikkati dağıtan şeyleri zorlaştıran küçük düzenlemeler, irade gücünden çok daha etkilidir.


Kendi kitabını bulmak

Okuma alışkanlığı edinmeye çalışan pek çok insan “okunması gereken” kitaplarla başlar; bu kitaplar ağır gelince de okumanın kendisine küser. Oysa bana kalırsa buradaki asıl mesele, keyifle okunacak kitabı bulmak. Polisiye, tarih, bilim, gezi, biyografi, çizgi roman… Hangisi merak uyandırıyorsa oradan başlanmalı. Klasiklere giden yol çoğu zaman sevilen bir türün içinden geçer.

Kocaeli fuarının yazar listesi bu açıdan geniş bir yelpaze sunuyor. Tarihçilerin, romancıların, bilim insanlarının yanında gençlerin sosyal medyadan yakından tanıdığı isimler de var. Bu çeşitliliği önemsiyorum. Bir genç sevdiği bir ismi dinlemek için fuara gelip oradan bambaşka bir kitapla, bambaşka bir merakla dönebilir. Alışkanlık çoğu zaman böyle beklenmedik bir kapıdan girer.

Sevmediğiniz bir kitabı bırakmaya da kendinize izin verin. Keyif vermeyen bir kitapta dişini sıkarak direnmek, okuma alışkanlığını beslemez, köreltir. Bırakılan kitabın yerine yenisini almak, hiç okumamaktan her zaman iyidir.


Birlikte okumak

Sporda olduğu gibi okumada da bir takımın parçası olmak motivasyonu artırır. Okuma grupları, kitap kulüpleri, arkadaşlarla aynı kitabı okuyup konuşmak, okumayı yalnız bir uğraştan ortak bir deneyime dönüştürür. Bir kitabı başkalarıyla konuşacağımızı bilmek, onu bitirmemiz için de güzel bir sebeptir.

Çocuklara gelince, benim gördüğüm tablo şu: Okuma alışkanlığının en güçlü kaynağı evdeki örnektir. Anne babasının elinde telefon gören çocuk telefona, kitap gören çocuk kitaba yönelir. Çocuğa “Oku” demek yerine onun yanında okumak çok daha sıcak bir davettir. Haftada bir akşamı aile okuma saati yapmak, evde herkesin kendi kitabına gömüldüğü tatlı bir sessizlik yaratabilir.

Kaydını tutmak

Okunan kitapları bir deftere yazmak küçük ama etkili bir alışkanlık. Kitabın adı, bitirildiği tarih, akılda kalan bir cümle ya da birkaç satırlık bir izlenim… Yıl sonunda o sayfalara bakmak insana hem bir başarı duygusu verir hem de kendi okuma yolculuğunu gösterir. Bir sporcunun antrenman günlüğü gibi, okuma defteri de ilerlemeyi görünür kılar.

Ara verildiğinde

Her alışkanlıkta aksayan günler olur. Hastalık, yoğunluk, yorgunluk okumayı bir süre kesebilir. Önemli olan bir günü kaçırmak değil, iki günü kaçırmamak. Ara verdikten sonra kaldığınız yerden devam etmek zor geliyorsa, yeni ve daha hafif bir kitapla başlayın. Meseleye buradan baktığımda şunu görüyorum: Alışkanlık mükemmellik istemez; yalnızca geri dönmeyi ister.

İlk antrenman

Bir kitap fuarını gezmek, okuma alışkanlığı için güzel bir başlangıç çizgisi olabilir. Rafların arasında dolaşmak, bir yazarı dinlemek, merak ettiğimiz bir kitabı elimize almak içimizdeki okuru uyandırır. Ama asıl hikâye bence fuardan sonra başlıyor.

Kocaeli’den bir kitapla dönen herkese küçük bir önerim var: O kitabı rafa kaldırmayın. Başucunuza koyun ve bu akşam yalnızca on sayfa okuyun. Yarın da on sayfa. Bir ay sonra bu satırları hatırladığınızda okumanın artık bir karar değil, hayatınızın doğal bir parçası olduğunu fark edeceksiniz. Belki de o yarım kalmış kitaba dönmenin vakti de o zaman gelir.


Hüsamettin Oğuz