Akseki Bademli Yazılı İn Yazıtları’nın Anlattıkları

Dr. Cengiz Saltaoğlu “Bir yerde yazıtlarınız varsa, bu, sizden bir parçanın orada olduğunu gösterir.”

Kaç kişinin hobisidir “yazıt okumak” bilmiyoruz ancak Dr. Cengiz Saltaoğlu, “benim hobim” diyor.

Gençlik yıllarında Eski Türkçe yazıtları okumaya merak salan Saltaoğlu’nun Orhun ve Yenisey Yazıtları’yla  başlayan yazıt okuma merakı, 2006 yılında Servet Somuncuoğlu’yla tanışmasıyla bambaşka bir yola giriyor. Servet Somuncuğlu’nun Anadolu’nun çok değişik yerlerinde Orta Asya’dakilere benzer Eski Türk oyma kaya yazıtları olduğunu tespit etmesi üzerine yaklaşık 13 yıldır neredeyse tüm zamanını bu işe ayıran Dr. Cengiz Saltaoğlu, yaklaşık 2 ay önce çıkardığı Esatlı Yazıtları okuma önerisi kitabına, yakında Ankara Güdül’ü ekleyecek. Bir yandan da Akseki Bademli Köyü’ndeki Yazılı İn Yazıtlarını inceleyen Saltaoğlu’yla , yazıt okuma merakını, Anadolu’daki kaya yazıtlarını ve en son üzerinde çalıştığı Akseki Bademli Yazılı İn Yazıtlarını  konuştuk.

Seher Özen Karadeniz

  • Cengiz Hocam sizi kısaca tanıyabilir miyiz?

Yaklaşık 20 yıldır Antalya’dayım. Doktor olarak 1998 yılında Çakırlar Sağlık Ocağı’na atandım. Uzun yıllar orada çalıştım. En son Kemer Devlet Hastanesi Acil Polikliniğinden emekli oldum.

  • Yazıt nedir? Yazıtları okuma merakınız nasıl başladı?  İlk okuduğunuz yazıt neydi?

Genellikle, çoktan unutulmuş ya da artık kullanılmayan, belki bilinen, belki de bilin(e)meyen bir yazıyla, abeceyle çoğunlukla taş, kaya gibi zamanın aşındırmasına dayanıklı gereçler ya da anıtsal yapı ve nesneler üzerine yazılmış, kazınmış, çiziktirilmiş, herhangi bir içerikteki her türlü yazı.

Eski Türkçe ve Eski Türk yazısı, yazıtları orta öğrenim dönemimden beri hep ilgimi çeken ve ilgilendiğim bir konu olmuştur. Ciddi olarak ilgilenmeye ve üzerinde çalışmaya ise, hekimlik mesleğine girdikten sonraki yıllarda çok sevdiğim bir yan uğraşı alanı olarak, 2000’lerde başladım. Zamanla bilgi birikimim artınca, konuya daha derinlemesine girmeye karar verdim. Sonra 2006 yılında Servet Somuncuoğlu ile tanıştım. O’nun aracılığıyla Anadolu Eski Türk oyma yazıtlarıyla tanıştım. Bu tarihten önce de Eski Türkçe ve Eski Türk oyma (runik) yazıtları üzerinde kendi kendime öğrenim çalışmalarım vardı. Asya’daki bilinen yazıtlarımızın bir bölümünü incelemiştim. Okuma kuralları ve yöntemlerini belli bir ölçüde biliyordum. TRT televizyonunda yapımcı-yönetmen ve araştırmacı Servet Somuncuoğlu’nun, Türkiye’deki bir araştırmasında Ordu’nun Mesudiye ilçesi Esatlı köyündeki bir kaya resimleri alanında Göktük harfleriyle yazılı kısa bir yazıt bulmuş olduğunu ve okunması için konuyla ilgili uzmanlara göndermiş olduğunu öğrendim. Onlardan bir yanıt alamamış. Altı ay bir yıl beklemiş. Sene 2005-2006 sanırım. Acaba gerçek mi diye merak ettim.  Yazıtla ilgili ek bilgi ya da belki bir fotoğraf bulur muyum umuduyla hemen interneti taradım. Şansıma Servet Bey’in başka fotoğraf çalışmalarıyla birlikte bir siteye koyduğunu gördüm. Oradan hemen satın alıp indirdim.

Akseki Bademli’deki mağara duvarından.
  • İlk gördüğünüzde ne hissettiniz?

Heyecanlandım tabii.  İnanılır gibi değildi, gerçekten de Eski Türk oyma yazısıyla yazılmıştı. Hemen bir okuma denemesi yaptım. Acaba bunu Servet Bey’e nasıl göstersem diye düşünürken, aklıma, yazıtla ilgili bir sayfa açıp, adresini de ona göndermek geldi. Biraz da çekindim doğrusu. Öyle yaptım ve böylece tanışmış olduk. Okuma önerisine çok sevindi.

  • Ne kadar süre de okudunuz?

Bir iki günde okudum.

  • Ne yazıyordu ilk okuduğunuz yazıtta?

Kocasının, karısının hastalığı için yazdığı bir yakarış yazısıydı. Al Basması’yla ilgili bir adak yazıtı.

  • Bu yazıtı okuyup Servet Somuncuoğlu’na gönderdiniz. Sonrasında Servet Bey gelin birlikte çalışalım mı  dedi?

Onunla tanışmamızdan bir yıl sonra bana Ankara Güdül Salihler köyü çevresindeki bir kaya resmi alanında bulmuş olduğu iki oyma (runik) yazıtın fotoğraflarını gönderip bir bakmamı rica etti. Şaşkınlığım ve heyecanım sürüyordu. Okuma önerilerimi kendisine ilettim. Bana, iki yazıtı da altı ay önce yurtiçi ve yurtdışında birkaç uzmana göndermiş olduğunu ama bir sonuç gelmemiş olduğunu anlattı. Servet Bey Ankara Güdül’deki kaya resmi alanlarıyla ilgili bir belgesel hazırlığı içindeydi ve oradaki Eski Türk oyma yazıtlarından hiç olmazsa bir iki tanesini okuma önerileriyle birlikte belgeselde vermek istiyordu.

  • Bu tanışmadan sonra Esatlı Yazıtlarının tamamını okudunuz ve iki ay önce de 2 ciltlik bir kitap olarak 40 adet bastırdınız. Kaç yıllık bir çalışma?

İlk önce bu yazıtların 8 tanesini okudum ve 29 Mart 2008’de Bodrum’da düzenlenen “Erken Türk Tarihi Araştırmaları” konulu açık oturumda, 3 Mayıs 2008’de Ankara’da düzenlenen 2. Yörük Türkmen Büyük Kurultayı’nda “Malazgirt Öncesi Anadolu’da Türk Varlığı” oturumunda sundum.  2007 yılından itibaren yaklaşık on yıllık bir sürede, Esatlı’daki toplam 86 yazıt saptamış ve okumuş bulunuyorum. Benim yaptığım çalışma dışında başkaca da  bir yayın yok. Yaklaşık 2 ay önce de kendi imkanlarımla 2 cilt halinde 40 takım bastırdım. Yaptığım çalışmayı tescil ettirmek istedim. Konuyla ilgilenebileceğini düşündüğüm kişilere gönderdim. Asıl amacım e-kitap olarak da yayınlamak. Önümüzdeki 1-2 ay içinde de e-kitap çalışmam tamamlanacak.

  • Cengiz Hocam sırada ne var?

Esatlı Yazıtlarının benzerleri Anadolu’nun başka yerlerinde de var. Büyük bir kısmı Batı Türk oyma yazısıyla, Oğuz-Kıpçak dilli), Ankara’da, Kars’da, Erzincan’da, Erzurum Karayazı Cunni mağarasında, Artvin’de, Denizli’de, Isparta’da, Kastamonu’da, Hakkâri’de, Mersin’de, son olarak Antalya Akseki Bademli Yazılı İn Yazıtları eklendi. Büyük olasılıkla, önümüzdeki zamanda araştırmalarla başka birçok yerde daha bulunacaktır.

Şu anda Ankara Güdül’de 15 farklı kayalık alandaki yazıtları çalışıyorum. Bunları da ilk Servet Somuncuoğlu buldu. Bulunuşunda ben de yer aldım. Esatlıdan bir yıl sonra, onların ilk okumasını da ben yaptım, 19 tanesine Esatlı kitabımda yer verdim. Geriye kalan 100-150 tanesini ise çalışıyorum. Neredeyse sona geldim. Çalışmamı tamamladığımda aynı şekilde hem kitap hem de internet ortamında yayınlayacağım.

Akseki Bademli Yazılı İn Yazıtları da kitaplaşacak

  • Antalya Akseki Bademli Yazılı İn Yazıtları’na nasıl ulaştınız?

Antalya Akseki Bademli Yazılı İn Yazıtları, küçük bir mağarada bulunuyor. Yaklaşık 10 metre derinliği var. Benim saptadığım 80 civarında uzunlu kısalı yazıt var. Ben orayı “Ben Akseki’yim” projesini çalışan Arkeolog Kemal Demirtaş ve Celal Güzelyürek’ten öğrendim. Onlar da alan çalışmasını yaparlarken halkla yaptıkları konuşmalardan öğrenmişler. Merak etmişler. Celal Bey’le daha önceden tanışıyordum. Kendisi benim çalışmalarımdan haberdar olunca, bana sormak istemiş. Davet ettiler, gittik. Fotoğrafladım. Oğuz damgalarını da görünce, burasının da diğer yazıtlarla aynı döneme ait yazıtlar olduğuna karar verdim. Ardından çalıştıkları kitap için 8 tanesini okudum ve bir makale oluşturdum (1). Yayınlandı. Yayınlatmadan önce de Kemal Bey konuyla ilgili tarihçilere gönderip inceletti, bir çeşit hakemli olmuş oldu.

  • Neler vardı mağaranın duvarlarında?

Kırmızı renkli bir tür boyayla yazılmış eski bir takım yazılar ile bunlara eşlik eden simge ve çizimler vardı. Bu simgelerin, Avşar, Bayındır, Beydili, Eymür, Yıva gibi Oğuz Boyları’nın damgaları olması bu küçük mağarayı özelde Akseki, genelde Anadolu Türk Tarihi açısından çok önemli bir yere oturtuyor.  Orhun Yenisey karakterli olan  Yazılı İn oyma yazılı yazıtları dil özellikleri bakımından “Eski Türkçe Dönemi’ne aittir.  Bu yazıtlar da oyma yazıtların Anadolu’daki geniş coğrafi dağılımını destekliyor.

  • Şu anda Akseki Bademli Yazılı İn Yazıtlarıyla ilgili çalışmalarınız ne aşamada?

Geriye kalan 72 yazıtın ön çalışmasını yaptım. Üzerinden geçip basıma hazır hale getirmem gerekiyor. Ankara Güdül çalışmamı bitirince Bademli Yazılı İn yazıtlarını kitaplaştırma işine koyulacağım.

  • Bütün kitaplarınızı kendiniz mi bastıracaksınız?

Bu ilk çalışma olduğu için böyle oldu. Henüz  tanınmıyorum. Konu bilinmiyor. Sonraki kitaplar için sponsor desteği olacaktır diye tahmin ediyorum.

“Yazıtlar, ilk gelişin Malazgirt Savaşı’yla olmadığını söylüyor.”

  • Yazıtları okumanın dışında bastırarak da tescillemek istediniz. Niye yazıtları bu kadar dert edindiniz?

Her şeyden önce yazıtlar, yazılı tarihsel belgeler. Bir yerde yazıtlarınız varsa, size, sizin dilinize ait, zamanı da az çok biliniyorsa, bu, o tarihlerde sizin, sizden bir parçanın orada olduğunu gösterir.   Eski Çağ Türkçesi’nin Anadolu’daki izleri aynı zamanda ve M.S 6.-9. yy’larda Türklerden bazılarının burada yaşadığını gösteriyor. İlk gelişin 1071 Malazgirt Savaşı’yla olmadığını söylüyor. Üç yolla geliyorlar M.S 395’de Avrupa Hunlarının bir kolu Karadeniz’den Anadolu’ya girip 2 yıl kadar D.Anadolu ve Orta Anadolu’da kalıyorlar. Sonra çekiliyorlar. M.S 520 ‘lerde bu kez Kafkaslar’dan Sabar Türkleri geliyor. Onlarda kısa süreli işgal yapıyorlar. Sonra geri çekiliyorlar. Büyük ihtimalle onlardan kalanlar oluyor. Üçüncüsü de Bizans Devletinin kendisi bir takım Türk topluluklarını Anadolu’ya yerleştiriyor. Daha çok da askeri hizmetlerde kullanmak için, özellikle Balkanlar üzerinden Balkan Türklerini aileleriyle birlikte getiriyor. Uyruğuna geçiriyor ve Anadolu’nun belli yerlerine yerleştiriyor. Elbette ki geleneklerini beraberinde getiriyorlar. Bu şekilde Anadolu’da izlerini bırakıyorlar.

  • Bu çalışmalarınız okullardaki tarih kitaplarına girdi mi?

Girmedi. Tanınmasına ve yayılmasına bağlı. Yayımlar henüz yeni

  • Yaklaşık 13 yıldır çalışılıyorsunuz ve yer yer yayımlandı yazıtlar, 13 yıl çok mu kısa bir süre?

Aslında duyuldu, asıl konu akademik çevreler bu konuda yayın yaparak yeterince katkı sunmadılar. Sadece fotoğraflayıp albüm yayınlamışlar, bir okuma çalışması yok henüz.

“1500 yıl önce de dilekler aynı”

  • Bu yazıtlar geleceğe ne söyler?  Yazıtların konu bakımından genel özellikleri nelerdir, anlatabilir misiniz?

Türk kaya resmi alanları geçmişte Türk Tengri dinince kutsal ziyaret yerleri olmuş olduğundan, buralardaki yazıtlar da genel olarak yakarış metinleri. Anadolu Türk oyma yazıtları içinde kişi adı geçmeyen yazıt yok gibi. Çok azı adsız. Aban, Abı, Abınç, Agınçuk, Anaz, Ban Baş (büyük, ulu baş), Çıla, Çiy Epe (kadın adı; çiy: akbaba türünden bir kuş), Ėge (sahip, efendi, bey), Ėnçkü, Er Kök, Erat, Eren, Erdem, Erşek (ayıyla pars karışımı mitolojik hayvan), Esper (ispir, av şahini > Eski Bulgar Esperük/Asparuk), Esri (kaplan), Inan, Inanç, Inak, İsig, Kar Bay (kadın adı, “kar gibi beyaz ve zengin”), Kınık, Kıyık, Ėlbeg, Unç Sant Beg, Tegiş, Yegir (ceylan), vb.

Çoğu halktan (sıradan) kadın ve erkeklerin yazdığı yazıtlar. Avcılar, kocasının hastalığı nedeniyle adak adayan kadınlar… Bir bölümü de, yazıyı iyi bilen kamlar (din  adamı)  ya da benzeri dinsel-toplumsal konuma sahip kişilerce yine halktan, soylulardan dertliler için yazılmış. Birkaç tanesi de (adak ya da av yazıtı) beyler için (Ankara Güdül’den birisi, üzerindeki damgaya bakılırsa, Yaparlı beyi için).

Daha çok bey hanımları, beyleri için yakarıyor. Bir de uyku hastalığı denen bir bulaşıcı hastalık var.  Esatlı yazıtlarında tam anlaşılmıyor ancak Ankara Güdül yazıtlarında bunun ateşle seyreden bulaşıcı bir hastalık olduğunu anladım. Onun dışında yazıtlardan neredeyse günümüzün hastalıklarının hepsinin o dönemde de var olduğunu anladım.  Mide, ruhsal bunalım, akıl hastalığı, sıtma gibi…

  • Yakarışlar şimdiyle aynı mı?

Tabii, 1500 yıl önce de dilekler aynı. Sevdiği için; huzur diliyor, sağlık diliyor, iç genişliği diliyor.

Bu yazıtlardan, Eski Oğuz ve Kıpçak Türklerinin tanrıyla ilişkilerinin çok özel olduğunu görüyoruz. Tanrıya ‘Ay dost’ diye sesleniyorlar. Bana Alevi-Bektaşiler’deki ‘ay dost’ seslenişini çağrıştırıyor. Sanki o eski dinsel özelliğini yitirmiş ancak bugüne bu yolla gelmiş gibi düşündürüyor. Kendilerini de Tanrının ‘yoldaşı’ olarak tanımlıyorlar. Çok içten, çok dolaysız ve çok duru bir dil var.

  • Siz okuma çalışmalarınızı nasıl yapıyorsunuz, nasıl bir süreç sonucunda çıkıyor okuma önerileri? Yazıt okumanın temel kuralları nelerdir?

Bu daha çok zamanla oluşan bir birikim gerektiriyor. Türk oyma yazısının yazım ve okuma kurallarını (ve Eski Türkçeyi) iyi bilen herkes, üzerinde çalışarak zamanla kendini bu konuda geliştirebilir diye düşünüyorum.

Öncelikle, olanaklıysa, yazıtı yerinde görüp inceleyip ayrıntılı fotoğraflarını çekiyorum. İlke olarak hiçbir zaman başka kişilerin yazıt çizimlerini okuma çalışması için temel almam. Bir yazıtı kesinlikle önce kendim görürüm, dokunurum. Çok iyi bir fotoğraf makinesiyle ve “iyi ışık altında”, çok seçik bir biçimde ve ayrıntısıyla fotoğraflamaya çalışırım. Daha sonra bilgisayar başında yapılacak okuma ve çözümleme çalışmasında bu çok önemli olacaktır. Bazen bir kere de gitmek yeterli olmuyor. İkinci, üçünce kere gittiklerim de oldu.

  • Yazıtları nasıl tarihlendiriyorsunuz? Yazıtlardan yaptığınız çözümlemelerden bu yazıtların dil özellikleri hangi Türk Dili Ailesine bağlı diyebiliriz?

Benim şu ana dek incelemiş olduğum Anadolu Türk oyma yazıtları Türk dilinin Doğu Eski Türkçesi (Ş-Z Türkçesi) ana koluna ait. Belki Mersin’den bir tanesi Batı Eski Türkçesi (Eski Bulgar Türkçesi) olabilir. Ama yazıtı yerinde inceleyip kesinleştirmek gerekiyor.

Yazıtların tarihlendirilmesi konusunda şu an için elimizde, dilbilimsel değerlendirme ve olay bilgisi olmak üzere iki olanak bulunuyor. Oyma yazının kullanımının Türklerce dinsel nedenlerle (Eski Bulgarlar gibi bir bölüm Türk topluluklarının Hıristiyanlığa, Uygurların Manicilik ve Budacılığa, sonrasında Türklerin genel olarak İslamlığa geçişleriyle) en geç Orta Türkçe döneminin hemen başlarında bütünüyle bırakılmış. Dil özellikleri açısından bakıldığında, Anadolu Oyma Yazıtları Türk dilinin Eski Türkçe dönemine (MS. 6-9/10. yy.) ait.

  • Yazıtları sizden başka okuyan oldu mu? Üniversitelerde bu alanda çalışanlar da bunlardan haberdar mı?

Ordu Esatlı ve Ankara Güdül’de değil, Türkiye’de başka birkaç yerde daha Eski Türk oyma yazıtları var (benim kendi görüp bildiklerim 150’nin üzerinde ve önümüzdeki yıllarda Anadolu’da bulunacak yeni yazıtlarla birlikte, yazıt sayısının bugün için tüm Asya’da bilinen Eski Türk oyma yazıtlarının sayısını geçeceğini iddia ediyorum ve tahminen bunların çoğu Oğuz-Kıpçak yazıtları olacak). Bunlarla ilgili olarak henüz üniversite çevrelerinden herhangi bir okuma önerisi ya da yayım yok. Bu yazıtlar Türklerin Anadolu’da 1071 öncesinde de olduğunu söylüyor. Belki akademi çevreleri yapacakları bir yayınla böyle bir tartışmaya girmek istemedikleri için bu yazıtları çalışmıyor olabilirler.. Fakat geçtiğimiz birkaç yıl içinde Ankara Güdül’deki yazıtları ziyaret edip yerinde gören akademisyenler olduğunu biliyorum. Ama şu an bu konuda bir çalışmaları var mı ya da yakın zamanda yayımları, yazıtlarla ilgili okuma önerileri olacak mı, bilemiyorum.

Akdeki Bademli Yazılı İn Yazıtlarından

  • Ey Rab, (onun bu) (adak) aşıyla kurtar al’dan (al karısından, al basmasından),İyileştir hastalığı! Ey babası, Çiy Epe’yi sağalt, ilaç uzat
  • Ey Baba, iyileştir Dost ! İyilik sahibine ant olsun iyileştir Ege’yi! Hastalığın sahibine çare uzat!
  • (Tanrım) ardına düşülecek av inde, serbest bırak!

(Var mı) av gibi bir mutluluk!

 

  • Av buyur ey Baba, av hayvanlarını serbest bırak!
    Dr. Cengiz Saltoğlu,  Akseki Bademli Yazılı İn Yazıtlarını 8 tanesini ilk olarak Atilla Durak tarafından hazırlanan “Ben Akseki’yim” kitabı için okudu.

    Kaynak:

  1. “Ben Akseki’yim, “Akseki’deki Orta Asya: Yazılı İn Yazıtları ‘Eski Türkçe’ Bir Okuma Önerisi, Cengiz Saltaoğlu, s.276

 

 

 

1 Yorum

Yorum

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir