Atatürk’ün Koruması Finikeli Hasan Çavuş

15 Temmuz ülkemiz için bir milat oldu. Ağzımız açık şaşkınlık içinde izledik olan biteni…

Meğer ne büyük bir tehlikenin eşiğinden dönmüş cennet ülkemiz.

Meğer ne çok hain şerefli üniformaların içine saklanabilmiş.

Çok şükür atlattık…

Allah Türk milletini korusun.

Olayları izlerken en çok yaverlerin hainliklerine şaşırdık. Cumhurbaşkanımızın, Genel Kurmay Başkanımızın, tüm Kuvvet Komutanlarımızın en yakınları yaverleri, emir subayları hain çıktı.

Bunları görünce Atatürk’ün koruması Finikeli Hasan Çavuş aklımıza geldi.

Bir kez daha gururlandık.

Tanımıyorsanız tanıştıralım.

Finikeli Hasan Çavuş;

Çocukluk yaşlarını Yazır Köyü’nde geçiren Hasan’ın kafasında hep okumak varmış. Bu amaçla Bergama’ya gitmiş. Fakat yaşı büyük olduğu için okula alınmamış. Bir süre Aydın-Çavuş Köprüsü’nde garsonluk yapmış. Burada çalışırken kendisini seven bir yaşlı asker, Ankara’ya gitmesini ve astsubay okuluna girmesini önermiş. Öyle de yapmış Hasan Çavuş. Ankara’ya giderek astsubay okuluna girmiş. Dört yıl hazırlık okumuş. Oradan da İstanbul-Kartal Maltepe’deki Gedikli Mektebi’ne gönderilmiş.

İstanbul’da da dört sene okumuş. Sınıfında kendisi gibi 101 astsubay adayı varmış. Sınıf ikincisi olarak okulu bitirmiş.  Ankara Muhafız Alayı Üçüncü Bölük’te başarılı hizmetlerde bulunmuş. Komutanı Hasan Çavuş’u Atatürk’ün köşküne koruma tayin ederek ödüllendirmiş.


“Atatürk Mehmetçiklerle sohbet etmeyi, şakalaşmayı çok severdi. O sabah yine keyifliydi. Nuri Conker’le birlikte köşkün bahçesine indi ve tüm Mehmetçikleri yanına çağırdı, “Hadi bakalım, ne pehlivan olduğunuzu görelim” dedi. Güreşmelerini istedi. Mehmetçikler bu duruma sevindiler. Çünkü Ata’nın huzurunda güreşmek herkese nasip olmazdı. 12 Asker nöbeti birbirlerine devrederek güreştiler. Sanki küçük bir turnuva yapılmıştı. Güreşlerin sonunda hep Hasan Çavuş galip geldi. Ata çok keyifliydi. “Hasan Çavuş, ufak tefeksin ama maşallah iyi güreşiyorsun” diye iltifat etti. O’nun gözlerine bile bakamazdık. Başım yerde, “Sağ olun Paşam” diyebildim. “Finike’de başka pehlivanlar var mi?” diye sordu. Ben “Olmaz olur mu Paşam, Finike yiğit yatağıdır” dedim. O, güzel gülüşüyle; “Simdi söyle bakalım, herkesi yendin, peki bir de benimle güreş, bakalım beni de yenebilecek misin?” dedi. Şaşırıp kalemistim. Doğrusu o güne kadar hiç kimseye böyle bir teklifte bulunmamıştı. Onunla nasıl güreşirdim? Ellerim kollarım zangır zangır titremeye başladı. Bir şeyler söylemek istedim ama dilim dolaşıyordu.

Ancak “Sizi yedi düvel yenememiş paşam, ben nasıl yenebilirim?” diyebildim. Güldü, cevabim çok hoşuna gitmişti. Çıplak sırtıma sevgi dolu bir tokat vurdu; “Yedi düvel beni değil Hasan Çavuş, sizi yenemedi. Mehmetçiği, Türk milletini yenemedi” dedi.


Atatürk’ün ölümünden sonra “O yoksa bizim köşkte işimiz ne?” diyerek görevinden istifa ediyor. Daha sonra Haydarpaşa gümrüğünde üç ay çalışıyor. Bir rüşvet teklifine tahammül edemeyip buradaki görevinden de ayrılıyor. Tekrar askerliğe dönmesi olanaksız. Çaresiz Finikeye dönüyor. Bir un fabrikasında bekçi olarak çalışıyor. Ancak buradaki işçilerin un çaldığına tanık oluyor. Hırsızlıkları engellemeye gücü yetmeyince bu işinden de ayrılıyor. Köyüne dönüyor. Yazırlılar onu hemen muhtar seçiyor.

29 Ekim 1998’de Cumhuriyet’in kuruluşunun 75. yılı kutlama törenleri olduğu gün yaşama gözlerini yumuyor Hasan Çavuş.

Allah rahmet eylesin…

Yazının kaynağı: www.radikal.com.tr

Yorum

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir