“Bazen aynı şarkıyı, bilmeden birlikte söylüyoruz”

Seher Özen Karadeniz

Yakında açıklanan bir araştırmaya göre kültür-sanat etkinliklerini takip edenler, müzeleri gezenler daha uzun yaşıyormuş. Biz daha bunu bilmeden yılın ilk röportajını tiyatroya ayıralım demiştik.

Geçen yıl sizlerle tanıştırdığımız, bu yıl kuruluşunun 5. yılını geride bırakan Yersiz Yurtsuz Tiyatro’nun Genel Sanat Yönetmeni Ruteba Doğan’la hem tiyatronun geçen 5 yılını hem de bu yıl sahnelemeye başladıkları yeni oyunları “İlk Gün İçin İyi Başlangıç” hakkında konuştuk.

Yersiz Yurtsuz Tiyatro’nun yeni mekanı SofiAkademi’de gerçekleştirdiğimiz keyifli, yer yer oyuna ilişkin ipuçlarını da verdiğimiz röportajımızla sizleri baş başa bırakıyorum.

  • Bu yıl Yersiz Yurtsuz Tiyatro’nun kuruluşunun 5. Yılı, bu beş yıl nasıl geçti?

Yersiz Yurtsuz adına uygun olarak, mekan anlamında “yersiz yurtsuz” geçen bir zamandı. İlk yıl ve ikinci yıl farklı mekanlarda ilk iki oyunumuzu sahneledik. Üçüncü ve dördüncü yıl Octopus Kitap Cafe’de oyunlarımız “Bozlak” ve “Şeylerin Sonu”nu sahneledik. Bu dört yıl farklı mekanlarda oyunlarımızı oynayarak geçti. Oyunlarımız her sene içerik olarak, biçim olarak daha anlamlı ve bizim gitmek istediğimiz yere doğru bizi götürüyordu. Geçen her yıl, küçük de olsa tiyatromuzun bir kitlesi oluşuyordu. Bu da bizi ayrıca çok mutlu etti. Beşinci yılımızda Yersiz Yurtsuz Tiyatronun mekanı SofiAkademi oldu.

Mekansızlık aslında bizim için devam eden bir durum, kendi açımızdan olmasa bile yersiz yurtsuzluğun dünya adına, Türkiye adına hikayesi daha da derinleşti. Beş yıl önce Abdullah’la (Yıldırım) birlikte bu tiyatronun adı “Yersiz Yurtsuz” olsun dediğimiz günle, beş yıl sonraki güne baktığımızda ne yazık ki daha da derinleşen bir yersiz yurtsuzluk var. Savaş, çok daha acı bir noktaya geldi. Kayıplar, yerini yurdunu bulamayan bütün mülteci hikayesinin içine bir de kendi ülkesinde yerini yurdunu bulamayanlar eklendi. Bu noktada kendimizi şu anlamda avuttuk, dedik ki; “tam da çağın gerçeğini karşılayan bir isim koymuşuz.”

  • İzleyici tiyatronun adını anarken “yersiz yurtsuzluk” üzerine biraz da düşünsün gibi bir amacınız da var mıydı?

Çok haklısın. Elbette böyle bir amacımız da var. Senin de dediğin gibi  “bu yersiz yurtsuzluk neymiş” bunu anlayabilmek için gelip görmesi bizi mutlu eder.

  • Geçen yıl yaptığımız röportajda her yıl yeni oyunu yazarken ülke gündemini dikkate aldığını belirtmiştin. “İlk Gün İçin İyi Başlangıç” oyununu izlemeye gelenler bu kez sahnede günümüz insanın hangi hallerine tanıklık edecek?

“İlk Gün İçin İyi Başlangıç” ironik bir söylem. Bunu böyle söylediğimiz de aslında neleri neleri göğüslüyoruz. Ne sertliklerle uğraşıyoruz da hala buna rağmen yine de bir umut var” diyerek yola çıkan bir oyundu.

Bu oyunda, ekonomik ve statü olarak düzenini kurmuş, güçlü bir konumda olan bir doğum doktoru ve doğum hemşiresinin karşısına, gündelik yaşamında hem ekonomik hem statü anlamında yerini yurdunu bulamamış ve doğum yapmış bir kadını çıkarttık.

Bu, gündelik yaşamda hepimizin tanık olacağı bir varlıklı ile bir yoksulun hayatlarının kesişmesinin hikayesi. Çok klişe bir noktadan baktığımızda insanlık tarihinin en eski anlatılarının türüğünü kullanıyor. Hikayenin bu klişeden yola çıkıp tez ve antitez sorgulattığı yer şu: Yardım etmek istediğinde nereye kadar yardım edebilirsin? Yardım etmek isterken iktidarın diliyle, toplumun diliyle mi yapacaksın? Ya da buradan yargılayıp “herkesin yardıma ihtiyacı var. Kime elime uzatayım” diyerek akılcı bir söylemle kendini vicdanen temize çekip geri mi duracaksın? Yoksa, “bu burada bitmiyor” deyip devam edebilirsen orası nere? Göstermek istediğimiz esas nokta buydu. İnsanın kendi tüm iki yüzlükleriyle karşılaşmasıydı. Oyunda vurgulanmak istenen esas nokta; içimizdeki, varlığımızla ilgili iki yüzlülüğümüz. Fakat bu iki yüzlülük psikolojik bir noktadan hareket etmiyor. Yersiz Yurtsuzun beş yıldır sürdürdüğü gibi; “toplumcu gerçekçi” noktadan hareket ediyor. Toplum sana bu dili öğretti. Senin de iki yüzlülüğün bu oldu. İçin başka bir şey söylüyor, dışın toplumun diliyle konuşuyor. İçin gelip gidiyor. O zaman sen, sen  olabilecek misin? Ya da sen hangisisin?

Oyunun içinde gündelik hayattan iki yüzlüklerimiz var. Oyunda bunlar “yardım” üzerinden anlatılıyor.  Gerçeği ne kadar göğüsleyebilirsin? Oyunun en değerli tarafı da şu; hepsi karşısındaki ile iletişime geçtiğinde kendi anti tezini görüyor ve onunla yüzleştiğinde kendiyle yüzleşmiş oluyor.

Biraz da Hegel’in köle-efendi diyalektiği üzerinden yürüdük. Bu oyunda köle var, efendi var bir de 21. Yüzyılın her ikisi de olamayan insanı var.

“İnanılmaz bir dil kopması var. Bence temel problem bu.”

 

  • Oyunu yaklaşık iki aydır sahneliyorsunuz, seyircilerden nasıl geri dönüşler aldınız?

Geçen haftalarda şöyle bir yorum aldık, oyunu izlemek isteyenler adına kapalı bir şekilde anlatacağım; şöyle bir yorumdu, “Beklentiyi karşılamayan şeyler var, öyle olunca böyle olacak sandık, çünkü öyle olduğunda oyuncu böyle bir şey yaptı sandık, ama öyle de çıkmadı, beklentilere cevap vermedi.” Bu aktardığım yorumları beklentiye cevap vermedi diye değerlendiremiyorum, çünkü oyunda zaten bunlar yoktu. Bunlar üzgünüm ama dizilerden, kadın kuşağı programlarından öğrenilen, beklenen cümleler. Toplumun özellikle şu anki dinamiklerinden bir hikaye oluşturduk, bir ezber bozma varsa bu aslında bana ait değil, gerçekle ilgili. Dizlerin gerçekliği değil ama bu. Bir başka seyirci grubu ise bu oyuna iki hafta arka arkaya geliyor. Onlar da oyunda anlatılan gerçek için “tam da böyle bir şey” diyor. Bu düşünsel, duygusal tezatlık Yersiz Yurtsuz’a ait değil, genel olarak Türkiye’ye ait bir sorunu gösteriyor. Bazıları iki kez, arka arkaya geliyor, bazıları beklentime cevap veremedi diyor.

Merak ettiğim şey şu; birinde neye değiyoruz da, bir diğerinde neye değemiyoruz? İnanılmaz bir dil kopması var. Bence temel problem bu. Eleştirilerden biri de şuydu: “O oyuncu neden o kadar büyük oynadı, öyle oynayınca biz cinayet bekledik”. İşte bu da bir Türkiye sorunu. Ancak bir cinayet işlediğinde insanın eli ayağı o kadar titrer diye düşünüyor. Oysaki bir insan patronun camını patlattığında da eli ayağı titrer. Toplumsal şiddet bizi öyle bir yere getirmiş ki, insanlar sahnede birisi sinir krizi geçirdiğinde direkt birini öldürdüğünü düşünüyor.

Yersiz Yurtsuz bu oyunda ve öncekilerde çok büyük şeyler göstererek bir şeyler anlatmayı hiç istemedi. Sade, basit bir gerçeklik; bazen sert, komik, hatta saçma.

Bir akşam oyunu üç ev hanımı izledi. Onlar da; “oyuncuların dikkatini dağıtmamak için ağlayamadık. Ebe rolündeki kıza kızdık ancak bir yandan da haklı bulduk. Anneye üzüldük, acıdık onun çaresizliğini içimizde hissettik. Her şey oldu. Her şeyi sahnede gördük. Umut var.” şeklinde yorum yaptılar. İşten çıkarılmış bir izleyicimiz izledikten sonra sohbet ederken; “Üç oyuncunun hepsiydim, hepsinde de benden bir şey var. Kendime güldüm, kızdım. Aynı böyle kandırıyorsun sen de kendini dedim. İçim acıdı, acımasızlığımıza içim acıdı.” dedi. Mutlu olduk, derdimizi anlatabilmek mutlu ediyor hepimizi tabii. Başka bir izleyicimiz“Hem Çehov’un psikolojik gerçekliğini hem Brechtyen epik tiyatronun yabancılaştırma unsurlarını hem de Beckett’in absürdünü de gördük.” Bu da çok güzel bir yorumdu, birbirimize bakıp gülümsedik oyuncu arkadaşlarımla, sevindiğimiz bir andı.

“Anlamları çabuk yakalıyoruz.”

  • Bu oyunda da önceki oyunlarda yer alan Suser Başaran ve Abdullah Yıldırım’ı görüyoruz. Sanırım Cansu Sabetraskh kadroya yeni katıldı. Aynı oyuncularla çalışmanın avantajlarından da söz eder misin?

Evet, dört yıl sabit bir kadroyla çalıştım. Bu yıl ekibe Cansu Sabetraskh katıldı. Yersiz Yurtsuz sabit kadrosuyla hareket etmek isteyen bir tiyatro. Aynı kadroyla çalışmayı tercih etmemdeki en önemli neden, insani dilin ve tiyatro dilinin aynı olması.. Bir şey anlattığınızda hızlı bir anlaşma gerekiyor. Burada sözünü ettiğim zamanın hızı değil, düşünsel, duygusal hızımız. O uyum nedeniyle aynı ekiple çalışıyorum. Bazen aynı kişilerle çalışmanın müthiş zorluğu da oluyor. Sürekli mevcut oyuncuları farklı rollere düşünmem gerekiyor, bir yandan da tipoloji aynı, o tipolojiyi hesaba katmak gerekiyor. Bu, seyirci adına da hem keyifli hem zor oluyor. Çünkü geçen sene izlediği kişinin bu yıl bu rolde onu ikna etmesi gerekiyor. Oysa ki farklı oyuncularla çalışsam işim çok daha rahat. Oyuncunun da işi çok daha rahat, öteki türlü O’nun da seyirciyi ikna etmesi daha zor. Öte yandan bunu yaptığınızda da ortaya çıkan şey sizin büyük başarınız oluyor. Böyle bir güzelliği hem de zorluğu var. Bizim için en önemlisi ise insani dilimizi anlıyoruz. Anlamları çabuk yakalıyoruz.

  • Oyunu ne kadarlık bir sürede sahneye koydunuz?

Toplamda iki ay sürdü. Hepimizin dışarıda işleri olduğu için kopuk kopuk geçen bir iki aydan söz ediyorum.

Oyuna hazırlanırken enteresan bir şey oldu. Oyunu çalışmaya başladık. Prova sürecinde müzikleri ayarlıyorum. Mısırlı bir şarkıcının Arapça adı “Ensay” olan, bizde “Yallah Bye” diye bilinen şarkısını kullanmaya karar verdim. “Yallah Bye” oyun için büyük anlam taşıyordu. Oyunu izlemeye gelen Lübnanlı bir izleyicimiz bu şarkının Lübnan’daki hükümet karşıtı eylemlerde eylemciler tarafından çalındığını, şarkının eşliğinde dans ettiklerini, şarkı aracılığıyla hükümete “Yallah Bye” dediklerini aktardı. Çok şaşırdım ve tüylerim diken diken oldu. Çok etkiledim. Yersiz Yurtsuzluk böyle bir şey. Bazen aynı şarkıyı, bilmeden birlikte söylüyoruz. Ortadoğu birbirini duyuyor.

  • Lübnanlı izleyici burada tatil için mi bulunuyormuş?

Burada yaşıyor. Bir göçmen. Buradaki bir yersiz yurtsuz.

  • Yersiz Yurtsuz Tiyatro’nun 2020’de gündeminde neler olacak? Bir çocuk oyunu da izleyebilecek miyiz?

Çok istiyoruz ancak bu yıl için böyle bir planımız yok. Bu oluşum için biraz bekleyeceğiz.

  • Yersiz Yurtsuz Tiyatro’nun turne planı var mı?

Yeriz Yurtsuz’un önümüzdeki aylarda İstanbul, Urfa ve Diyarbakır turneleri olacak.

  • Yeni yılın ilk röportajını seninle yaptım. Bitirmeden yeni yıla ilişkin dileklerini de bizlerle paylaşır mısın?

Hakkaniyet duygusunun yerini bulduğu, aklımızı koruyabildiğimiz bir yıl dilerim.

 

 

1 Yorum

Yorum

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir