Tarihi yüzbinlerce yıl öncesine dayanan, Türkiye'nin dünyada en bilinir iki kentinden birisi olan, her yıl 15 milyona yakın turist ağırlayan, ülke ekonomisine milyarlarca dolar katkı sağlayan Antalya...
Daha saymamı ister misiniz?
500'ün üzerinde 500 yıldızlı otel ile bu
alanda dünya şampiyonu olan, Türkiye'nin birinci ve ikinci 500 büyük sanayi
kuruluşları listesinde fabrikaları olan, serbest bölgesinde dünyanın önde gelen
iş insanlarına süper lüks tekneler yapılan Antalya...
Biraz daha sayalım mı?
Gazipaşa'dan Kaş'a dünya mirasında yer
alan antik kentlere, antik tiyatrolara sahip olan, Homeros'un İlyada destanında
yer alan Xhantos'a ev sahipliği yapan, British Museum'da, Louvre Müzesi'nde
eserlerinin yer aldığı Antalya...
Sayfalarca yazar, sabahtan akşama kadar
da anlatırım...
Ama konumuz zenginliklerimiz değil!
Konumuz zenginliklerimizin, büyüklüğümüzün, Antalya isminin dünyada neyi ifade
ettiğinin farkında olmayanlar.
Sokağa iniyorsunuz su borusu patlamış!
Yola çıkıyorsunuz yamalı bohçaya dönmüş! Trafiği zaten Arap saçı! Parka
gidiyorsunuz çimenleri kurumuş, havuzları mahvolmuş, her yeri kırık-dökük, boş
bulunan her alan zorunluluk gibi gecekonduyu aratmayan yapılar ile bit pazarına
çevrilmiş...
Yahu siz Antalya'dan ne istiyorsunuz?
Antalya'nın simge yerlerinden halk
arasındaki adı ile Karaoğlan Parkı'nın (Karaalioğlu Parkı) içler acısı halini
Full Antalya ekibinden Seher Karadeniz'in paylaşımı ile gördük. Şehrin
göbeğinde yer alan ve eşsiz manzarasıyla, tarihiyle öne çıkan parka reva
görülenler nedeniyle de üzüldük.
Kuruyan çimenleri yenilemek, kırılan
dökülen yerleri onarmak, havuzun periyodik bakımını yapmak, aklımıza gelmeyen
işleri yerine getirmek bu kadar zor mu?
Anladığımız kadarıyla park ve
bahçelerden sorumlu olanların park ve bahçelerin durumundan haberi yok!
Yine anladığımız kadarıyla sorumlular,
sorumluluk sahalarında gerekli incelemeleri, rutin kontrolleri yapmıyor. Bu
durumun başka bir açıklaması yok!
Kentler kültürleri ile var olur.
Kültürleri ile kimliğini bulur. Geleceği; bu kültürün, bu tarihi kimliğin
üzerine inşa edilir. Bizde nedense tam tersi.
Karaoğlan Parkı içerisinde tam gaz cirit
atan motosikletler, Cam Piramit önünde sözde yemek festivalinden kalma tavuk
döner, çiğ köfte tezgahları. Eski stadyum alanında yer alan parkı zaten
söylemiyoruz bile.
Her şeyi yok etme üzerine
programlanmışız.
Antalya, sahip oldukları ile bazı
beyinlere sığmayacak kadar büyük!
Anlaşılması umuduyla...
NOT: Bizim kimseyle bir derdimiz,
hesabımız, planımız yok. Tek derdimiz; doğduğumuz, büyüdüğümüz, yaşadığımız ve
yaşayama devam edeceğimiz kentimizin adına yakışır bir halde olması.