Bu kentte kadının var olduğunu anlatabiliyorsanız bu kent medeni demektir

Antalya’nın tanıtımı denildiğinde akla gelen kurum hiç kuşkusuz kısa adı ATAV olan Antalya Tanıtım Vakfı... ATAV’ın yanı sıra, çatısı altında çalışmalarını sürdüren Antalya Kongre Bürosu, Antalya Kadın Müzesi ve 101 Street Food gibi kentin tanıtımına önemli katkılar sunan projeler artık sektörün de yakından tanıdığı Yeliz Gül Ege’ye emanet.

ATSO Meclis üyesi iken tanıştığı Antalya Tanıtım Vakfı’na geçtiğimiz yıl başkan olan Yeliz Gül Ege’nin, en büyük çabası kentteki başarılı kadınları görünür kılmak. Antalya Kadın Müzesi’nin açılmasına öncülük eden Ege, müze dükkanlarındaki hediyelik eşya meselesinde bile, antik dönemin kadınlarının ihmal edilmesine içerleyerek; Plancia Magna yine yok tabii. Her yer Herakles” diyor.

Antalya’yı “Kadınların en rahat dolaştığı şehirler” listesine sokmak istediğini belirten Ege hayli kararlı; “Bu kentte kadının var olduğunu anlatabiliyorsanız bu kent medeni demektir. Bu turizm destinasyonu olarak da size bir artı sağlar. Türkiye’den hiçbir şehir bu listede yer almadı. Antalya’yı bu listeye sokmak istiyorum. Kadın Müzesi, ‘biz bu şehirde kadınlar olarak varız’ diyeceğimiz noktada uluslararası vitrinimiz.”

Antalya Tanıtım Vakfı (ATAV) Başkanı Yeliz Gül Ege ile Antalya’nın tanıtımı için yapacaklarını ve Antalya’nın deniz-kum-güneş dışındaki turizm potansiyelini konuştuk.

Seher Özen Karadeniz /fullantalya

 

Kısaca kendinizden söz eder misiniz?  

Uludağ Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi Çalışma Ekonomisi ve Endüstri İlişkileri Bölümü’nden mezun oldum. Sonrasında turizm alanında yüksek lisans yaptım. Seyahat acentelerindeki iş gücü konusunda Akın Aksu ile beraber alan araştırması yaptım. Kurulu düzen vardı. Ancak ben rüştümü ispatlamak için önce üniversitede çalıştım. Düşe-kalka öğrenmek istiyor insan. Bana patron kızı gözüyle bakıyorlardı. Turizm alanında yüksek lisansı da o yüzden yaptım. En azından patronun kızı demekten vazgeçerler, eğitimini aldı geldi derler dedim. İyi ki öyle yapmışım, çok faydasını gördüm. Doğru düşünmüşüm. O patron kızından çıkmıştım. Öyle döndüm otele. Babamın sunduğu fırsatın değerini anladım. Yazları muhasebede çalışıyordum. Beni biliyorlardı. Zaten babam da başka bir iş yerinde çalıştırmak istemedi.

Antalya Tanıtım Vakfı (ATAV) başkanlığınızın yedinci ayındasınız, işinizi yapmanın yanı sıra STK ve meslek örgütlerinde de yoğun çalıştığınızı biliyoruz. Sivil toplumun gücüne inanıyorsunuz diyebilir miyiz?

Kadınların bu yapıların içinde olması gerektiğine inanıyorum. Kadını buralarda insanların gözüne gözüne sokacağız, sonra alışacaklar. Ve artık erkek erkeğe poz vermeyi bırakacaklar. Bu nedenle bana feminist diyecekseniz deyin.

ATSO üyeliğim süresince beş yıl boyunca meclis başkan vekilliği yaptım. Meclisi de sanırım 7-8 kez yönetme fırsatım oldu. O sırada, ATSO temsilcisi olarak ATAV’da başkan yardımcılığı görevime başladım. Beş-altı yıl sürdü. Son bir yılında ATSO’nun görevini kabul etmedim ve kendim üye oldum. Plan dahilindeydi çünkü başkanlığım. ATSO dolayısıyla ATAV’ın içine girdiğimde çok güzel işler yaptıklarını görmüştüm ve orda olmak istedim. Üye olarak başladım. Sonrasında Nizamettin Şen;  ‘Yeliz sen burayı götürebilirsin, 17 yıldır ben yapıyorsam, birini bulamadığım içindi. Görüyorum ki sen bu konuda iyi gidiyorsun, emek veriyorsun. Gel bu işi al’ dedi.’ Kendisi başkanlıktan ayrılınca, başkanlığa talip oldum. Yönetim kurulu üyelerimiz de seçti.  Bu yaz genel kurulumuz var. İnşallah genel kurulda da seçilmiş başkan olurum. Vakfın çıtasını yükseltmek, cazibesini arttırmak güzel bir duygu.

 

ATAV sizin başkanlığınızda nasıl bir dönem geçirsin istiyorsunuz? Nasıl bir hayal kurdunuz?

ATAV ’96 yılında kuruldu. Ancak şehir ATAV’ı çok iyi tanımıyor. Uzun zamandır ben de kurumun içindeyim ve bu bir özeleştiri. Hem bu kurumu, hem yaptıklarını, gerçekten çok güzel projelere imza atmış, ne basın ne de Antalya’da yaşayan kentli çok fazla bilmiyor. İlk hedefim; Antalya Tanıtım Vakfı’nı ve projelerini her yönüyle bilinir kılmak. Bir kıvama getirmek. Bunu da basınla yapmak en kolayı. Bunca yıldır STK’larda aldığım görevler ve bu vesileyle kurduğum ilişkiler sayesinde güzel insan biriktirdim. Bundan faydalanıyorum. Ağ her şey çünkü.

Vakfın itibarlı adından –hiçbir siyasete bulaşmamış- hem bu yolla hem de içi dolu projelerle söz ettirmek istiyorum. Bunun yanında ‘vakfın kadın başkanı’ olmam, ‘Yeliz olarak’ olmam da vakfın tanınmasına katkı sağlayacaksa buna da itirazım yok. İnşallah ben de görevimi layıkıyla yapar ve bayrağı teslim ederim. ATAV, benim üçüncü çocuğum şu anda. Çok emek veriyorum. Ve bu emeği de Antalya için veriyorum.  Nizamettin Bey bir Karadenizli olarak gelip burada vakıf kurmuş. Bu, daha büyük bir şey. Ben Karadeniz’e gitsem bir vakıf kurar mıydım bilmiyorum? Çok sevmek lazım. O da çok sevmiş.

 

“Antalya’yı dijital dünyada tanıtacak bir web sitesine kavuşturmak istiyorum”

 

Siz de şimdi o bayrağı devraldınız bir Antalyalı olarak, ATAV’a başkan seçilmeden önce zaten içindeydiniz. Projelerin çoğunu biliyorsunuz. Başkanlığım döneminde ‘şunu yapmadan gitmeyeceğim’ dediğiniz, adını koyduğunuz bir proje var mı?

Var. Başkanlığımda benim jenerasyonuma da yakışacak bir şekilde dijital anlamda ATAV’ı geliştirmek istiyorum. Yaptığınız projeler yerelde ses getirebilir ama ulusal ve uluslararası alanda bu projelerin duyulması, belki katlanarak çoğalması, değerinin artması ancak ve ancak dijital dünyada varsanız mümkün. Dolayısıyla Antalya’yı dijital dünyada tanıtacak bir web sitesine kavuşturmak istiyorum. Bunu yaparsam diğer işler yürüyecektir. Her yıl yeni projeler yapıyorsunuz. Bunlar da zaten içinde olacak. Şu andaki sitemiz günümüzün dijital dünyasının ihtiyaçlarına cevap vermiyor. ATSO’nun Antalya 4.0 toplantısında şu soruyu sormuştum: “arama motorlarına Antalya yazdığınızda karşınıza ne çıkıyor?” Bir şey çıkmıyor maalesef. Kişisel şeyler çıkıyor. Antalya 4.0’ı konuşacaksak; hem gelecek turiste hem buradan gidene, kentimizin kendisini iyi anlatması lazım. Hem iç pazara, hem dış pazara yönelik güzel bir Antalya web sayfasını başkanlığım döneminde hayata geçirmiş olacağım.

Bu kapsamda Antalya içinde gezilecek yerlerin dijital ortamda da gezilebileceği bir altyapı hedefi var mı?

Bunların hepsi bütçeyle ilgili. Şu anda bütçeyi çalışıyorum. Bu işin içinde ATSO olmalı, BAKA desteği olmalı ki var. Bunların hepsini bir potada toplayıp, toplam güçle bunu yapabiliriz. Yaptım bitti diyeceğiniz bir çalışma değil. İçinin sürekli güncellenmesi gerekir. Sosyal medyayla desteklenmesi gerekiyor. Apps tabanlı bir uygulama olmasını amaçlıyorum. Antalya havaalanına gelen birinin direkt indirebileceği; ulaşımdan yiyip-içeceği yere kadar –şu anda 101StreetFood.com hareketiyle gastronomi anlamında küçük bir dijital süreç başlattık- her şeyi bulabileceği bir uygulama hazırlatmayı düşünüyorum. Belki bunları 360 derece bir turla gezemeyebilir ancak kısa videoları olsun istiyoruz ki merak uyandırsın ve ‘ben buraya gideyim’ desin. Fotoğraflar artık biraz geride kaldı. İnsanlar akan görüntü istiyorlar.

Kendi özel hesaplarımda yaptığım Antalya paylaşımları; bir Zeytinpark, bir Akseki Ormana paylaşımları takipçilerimden çok geri dönüş aldı. Başkan olur olmaz, Zeytinpark’ta 29 Ekim Cumhuriyet Bayramı Yemeği yaptık. Bizim aşçımız, Antalyalı Tuncay Gülcü yemekleri yaptı. Çok güzel bir akşamdı. Onu paylaştığımda ‘burayı bilmiyordum, senden öğrendim, biz artık her hafta sonu oraya gidiyoruz’ diyen çok takipçim oldu. Zeytinpark hepimizin.  Ali Çandır’da sözde kalmıyor. Sahiden ‘burası sizin’ diyor. Gidiyoruz. Gerçekten bizim mekanımızdaki kadar rahat bir şekilde etkinliklerimizi yapıyoruz. Vakıf olarak o alanda da etkinlik yapmaya devam edeceğiz. Kentim adına Zeytinpark bana umut veriyor.

Gastronomi turizminde Antalya’nın da yer aldığını tüm dünyaya duyurmak amacıyla da çalışmalar yapıyorsunuz.  Kitap çalışmanız ve 101StreetFood (Sokak Lezzetleri) projeniz var. Ancak Antalya Lezzetleri dendiğinde köfte-piyaz, tahinli kabak tatlısı ilk akla gelenler. Ziyaretçilerimizi götürdüğümüz yerel lokantalar da sayılı, bu sayı nasıl artar?

Çok fazla mekan var. Hemen yiyip kalkacağınız, lezzetli ve uygun fiyatlı. Mekanları bilmiyoruz.  Biz, 101streetfood’da Antalya’nın sokak lezzetlerini göz önüne çıkarıyoruz.  Börekçi Tevfik, Piyazcı Sami, 18’in Bağaçası gibi firmalar var. 7 Mehmet, Seraser onları koymadık. Onları bilen biliyor ve gidiyor. Kendi reklamlarını yapabiliyorlar. Biz kendi reklamını yapamayanlara destek veriyoruz. Bu konuda epeyce yol aldık. ATSO’nun da bu tarz projelere destek vermesi gerektiğini düşünüyorum.

ATAV olarak 29 Haziran-1 Temmuz tarihleri arasında gerçekleştirilecek Kaleiçi Festivali’nde ‘Sokak Lezzetleri’ etkinliği yapacağız. Kesik Minare’nin olduğu alanda 20-25 firmaya yer vereceğiz.  Bu yıl 3 gün bunu deneyeceğiz. Tutacağını düşünüyoruz. İnsanlar böyle bir festivale aç. Turisti buraya çekmek istiyoruz. Kuracağımız kart sistemiyle de; buradan kaç Antalyalı, kaç turist faydalanmış, en çok neyi tüketmiş onu da bulup, bu etkinlikten elimizde bilgi kalsın istiyoruz.  Piyaz mı çok gidecek, şiş köfte mi çok gidecek ben de merak ediyorum.

 

Otellere de tanıtım yapacaksınız anladığım kadarıyla.

Tabii, otellere de, acentelere de tanıtım yapacağız.

Kaleiçi Festivali’nin içinde yapıyor olmamızın bir nedeni de hem Muratpaşa Belediyesi ile güç birliği yapmak hem de zaten var olan bir etkinliğin içinde, kültürün-sanatın olduğu bir yerde eksik olan gastronomiyi de biz sağlayalım istedik. Daha sonra farklı bir tarihe kayar mıyız, festivalden ayrılır mıyız ? Onu zaman gösterecek. Buradan bilgiye ulaşacak olmamız beni heyecanlandırıyor. Ne kadar insan katılmış, bunu bilmek önemli. Bunun için de bir yatırım yapmak gerekiyordu. Kart sisteminin detaylarını da konuştuk. İstanbullu bir firma sponsor olacak. Bu aynı zamanda  ATAV’ın dijital dönüşümünün de bir ayağı olacak.

 

Festivalin ‘Sokak Lezzetleri’ bölümünün genel bir sponsoru olacak mı?

Şu anda yok. Arıyoruz.

 

“Bu yıl tanıtımda; antik kentlerimizi ve gastronomiyi ön plana çıkaracağız.”

 

Gastronomi turizmi konusunu bir toplantı için Antalya’ya gelen Aşçı-Sosyal Girişimci Ebru Baybara Demir’e sormuştum kendisi şöyle demişti: ‘Hikayeniz yoksa deniz-kum-güneş gibi baskın bir kültürün önüne geçemezsiniz.” Katılır mısınız? Siz bir anlamda yaptığınız bu projelerle kent için başka bir hikaye mi yazmaya çalışıyorsunuz?

Varol olan değeri ortaya çıkarmak için Gökçen Adar’la yaptığımız bir kitap var. ‘Toroslar’dan Akdeniz’e Antalya Lezzetleri’. Elimizde çok güçlü bir kaynak var. D&R’larda satılsa çok rağbet görecek bir kitap. Bu kitabı yapmışken onun meyvelerini yememiz lazım. Bu da önce bir festivalle, sonrasında uluslararası Michelin yıldızlı birkaç şefin Antalya’ya getirilerek, 7Mehmet, Arma, Seraser gibi bizim yüz akımız olan mekanlarda onlara yemekler yaptırmak, Antalya Lezzetlerini o şekilde yedirmek gibi bir proje hedefimiz de var.

Bunların hepsi bütçe gerektiren işler. Proje çok. Bizim her yönetim kurulu toplantımızda dünya kadar proje çıkıyor. Hepsini bir plan dahilinde sıraya diziyoruz. Gücümüzün yetebildiğini hayata geçiriyoruz.

Bu yıl antik kentlerimizi ve gastronomiyi ön plana çıkaracağız. Antalya’da hikaye çok. Likya şarabı bir hikayedir. Onların yerelden elde ettiği güzel testler, şu anda tüm dünyadan ödül alıyor. Elmalı Konakları’nda yiyeceğiniz çok güzel yemekler var. Onların turları düzenlenmeli.

 

Sanırım mesele bu güzelliklerin peşinden insanları sürükleyebilmek.

Birçok insan piyazı fasulye salatası olarak biliyor. Üniversite için Bursa’ya gittiğimde, İnegöl’den geçerken köfte yemek istedim. Garsonun koca koca fasulyeleri domateslerle harmanlayıp piyaz diye masaya koyduğu tabağı görünce ‘bu nasıl piyaz’ demiştim. Meğer, onlar tahinli piyazı bilmiyormuş, meğer bize özgüymüş, öylelikle öğrendim.

Şimdiki hedefimiz buraya gelen insanlara bunu tattırmak. Bir sonraki hedefimiz de konaklama işletmelerinin büfelerinde var olan uluslararası mutfak dedikleri bölümde Antalya’nın lezzetlerine yer verilmesini sağlamak. Otellerimizde alakart dediğinizde hemen İtalyan ya da Japon anlaşılıyor. Bu işi layıkıyla yapan Barut Lara Otel’in içindeki ‘Tirmis Restoran’ var. Tirmis sadece, bizim kitapta yer alan Antalya lezzetlerine yer verir. Amacım Tirmis’i ATAV’ın işlettiği Hisar Restoran’a getirmek. Biliyorsunuz orayı yeniden 10 yıllığına ABB’den kiraladık. Bu da belediyemizin bize verdiği büyük bir katkıdır. Orada Antalya lezzetlerini sunmak, insanların “Antalya lezzetlerini nerede tadabiliriz?” sorusuna da şehir merkezinde cevap vermek istiyoruz.  Bizim ülkemizde her şey taklit ediliyor biliyorsunuz, bu güzel örnek de taklit edilecektir ve hızla Antalya lezzetleri sunan restoranlar açılmaya başlayacaktır.  Biz yaparsak gerisi gelecek. Eminim.

Zeytinpark müthiş bir hikaye mesela.  Zeytinpark’ın o yeşilliği, içindeki yenilebilir otları. Oradaki ebegümecileri gördüğümde Ali Bey’e (Çandır); ‘burada bir Ebegümeci Festivali’ yapalım başkanım’ dedim. Kendisi de ‘ne güzel olur’ dedi. Müzikle birleştirdiğimiz bir festival olacak. Bu yılı kaçırdık, seneye mart ayında ebegümeciler yeşerdiğinde yapmayı planladığımız projelerden biri de bu.

ATAV, üniversite ve lise öğrencilerinden oluşan “Antalya Gönüllüleri Grubu” kurdu.

 

ATAV Başkanı olunca; kentin her şey ile ilgileniyorsunuz. Zeytinpark’ta, Expo’da, Kaş’taki antik tiyatroda, Kaleiçi de sizin alanınızda. Kente daha bütünlüklü bakmak zorundasınız, bu size neler hissettiriyor?

Nereye baksam proje görüyorum. Şu anda burada otururken şu taşlara bakıyorum. Bundan bir proje çıkarmalıyım diye bakıyoruz hepimiz. Dün Vali Bey’in makamında Turizm Haftası dolayısıyla düzenlenen kompozisyon yarışmasında ödül alan öğrencilere ödüllerini vermek üzere toplandık. Kendisine dedim ki; bu güzel öğrencilerin bu güzel beyinlerini kullanalım.’ Nasıl kullanacağız? Akdeniz Üniversitesi’ndeki Kariyer Günleri sırasında “Antalya Tanıtım Gönüllüleri Grubu” oluşturmuştuk. Onları da bu gruba dahil ederek; Kadın Müzesi, 101Street Food ve Kongre Bürosu’nun yapmış olduğu ya da yapacağı çalışmalarda bu öğrencilerimizden destek alacağız.

Onlar da sivil toplum örgütünde bir görev üstlenerek aidiyet duygularını geliştirecek, ayrıca yurtdışı eğitim başvurularında da STK’larda yaptıkları çalışmalar, orada ATAV yazması da büyük artıları olacak.

Onları yüreklendirdik. Hepsi de organizasyonlarımıza destek veriyor. Lise öğrencilerini de abi ve ablalarıyla bir araya getirmek istiyoruz. Biz büyükleri eğitelim büyükler de bu arkadaşlarımızı eğitsin. Ve böylece güçlü bir Antalya Gönüllüleri oluşturalım. Vali Bey de olumlu buldu. Hepsinin telefonlarını aldım. Onlar da çok heyecanlandılar. Gerek turistlere, gerek yerel halka kimsenin bilmediği ama ATAV’ın bildiği konuları gönüllü rehberler olarak anlatsınlar istiyoruz. Ağaç yaş iken eğilir. Çocuklara çok yatırım yapılması gerektiğine inanıyorum. Herkes buna inanıyor. Biz inanmakla kalmayalım projeye çevirelim dedik ve ortaya ‘Antalya Gönüllüleri Grubu’ çıktı.

 

“Perge Yılı” diyelim, ancak Pergeyi anlatırken Plancia Magna üzerinden gidelim. Bu kenti bir kadın yönetmiş diyelim, o kadının yönettiği kenti görmeye gelin diyelim.”

 

Kadın Müzesi kurdunuz? Kurulduğundan beri Antalya’nın tanıtımına katkısı nasıl oldu?

Fikir annesi benim. TOBB’un Kadın Girişimciler Kurulu’ndayız. Yıl 2013. Işık Yargın başkanımız. Bütçesi olamayan bir proje yapalım dendi. Ben de dünyada birçok yerde kadın müzesinin olduğunu, Antalya’da da kadının gücünü gösteren çok fazla iş olmadığını hatırlatarak Kadın Müzesi kurulması önerisinde bulundum. İlkleri başarmış kadınlardan ziyade hep şiddet görmüş kadınlarla, kadının gündeme geldiğini, ilerde çocuklarımızın ‘bu şehirde hiç mi kadın girişimci yokmuş’ diyebileceğini düşünerek başarılı kadınlarımız halen yaşarken onlarla bir bellek çalışması yapalım dedik.

Başta fiziki müzeyi hedefledik. ATSO’dan kaynak bulamayınca, ATAV’a sundum projeyi. Nizamettin Bey de, “hem sanal aleme hem de kadının gücüne inanıyorum” diyerek yönetim kuruluna sundu ve onay aldı. Prof.Dr. Nevzat Çevik çok büyük emek verdi. Bu işin mutfağında oldu. Çalıştaylar yaptık. 2015 yılında da Kadın Müzesi’ni sanal olarak açtık. Böylelikle dünyada 12. sanal kadın müzesi olduk. Fiziki bir yerimiz var, ancak biz ne zaman hazır ederiz henüz belli değil. Şu anda herkesin cep telefonlarında, bilgisayarında olmak bana daha cazip geliyor.

Bu kentte kadının var olduğunu anlatabiliyorsanız bu kent medeni demektir. Bu turizm destinasyonu olarak da size bir artı sağlar. Her yıl listeler yayınlanır. Kadınların en rahat dolaştığı şehirler diye. Türkiye’den hiçbir şehir bu listede yer almadı. Antalya’yı bu listeye sokmak istiyorum. Kadın Müzesi, ‘biz bu şehirde kadınlar olarak varız’ diyeceğimiz noktada uluslararası vitrinimiz.

Uluslararası Kadın Müzeleri Birliğine aynı amaçla üyelik başvurumuzu da yaptık.  Dünyada böyle 60 müze var, bunlardan biri de bizim müzemiz. Tanınıyoruz. Genel Kurulu Meksiko City’de oldu. Sadece üç günlüğüne gittim. Bunu herkes yapmaz. Ancak benim gibi deli olan biri yapar. Hatta yönetim kurulu adaylığı için de uğraştım, üyeliğimiz henüz çok yeni olduğu için, az bir farkla kaçırdık. Kısa da olsa müzeyi anlatma şansım da oldu. Sunumuma Plancia Magna’nın ve Perge’nin bir görüntüsü eşliğinde şöyle başladım: “Ben, bu arkamda görmüş olduğunuz kadının yönettiği kentten geliyorum.” Ve o sunum unutulmadı. İşte hikaye bu. “Perge Yılı” diyelim, ancak biz Pergeyi anlatırken Plancia Magna üzerinden gidelim. Bu kenti bir kadın yönetmiş diyelim, o kadının yönettiği kenti görmeye gelin diyelim. Biz bilmiyoruz ama onlar Plancia Magna’yı biliyor. Evet; muhteşem bir tiyatro, muhteşem bir antik kent, muhteşem bir stadyum var.  Ancak gelin görün ki bunun içinde insan arayışı var. İnsan yok. O kentte kimler yaşamış, neler yapmış? Bir kadın figür sarsar ortalığı, sarsıyor da tecrübe ettim.

Yine bu kenti kazan bir kadın: Prof.Dr. Jale İnan. Vakıf olarak bunların peşindeyiz. Ölüm yıldönümünde Jale Hanım’ı anıyoruz. Oğlundan vakıf olarak isim hakkını aldık. Her yıl anıyoruz. Antalya Kadın Müzesi’nin varlığını da ilk Jale İnan sergisiyle anlattık.

Bu şehrin başarılı kadınlarını, bu kente ezberleteceğiz.

Antalya’nın mega projelerle tanınırlığının arttırılması, Antalya’da yeni bir Antalya kurulması gibi bir söylem de var. Bu konuda ne dersiniz?

Reklam amaçlı sloganlar diye düşünüyorum. Yoksa Antalya’da yeni bir Antalya kurulduğu falan yok. Antalya yerinde duruyor. Gayet de yeni bir şehir eskisi Perge’de. Gidip görülebilir. Yeni bir Antalya arayışında değilim, yeni Türkiye arayışında da değilim.

Mega projeler sadece mimariye dayanırsa içinde insan olmazsa, insanların yaşam alanları oluşturmazsak sadece proje ödülü alır. Bir şeyin sürmesini istiyorsak, o kentin sakinlerinin o projenin içinde her saat yaşıyor olması lazım. Kentliyi içinde yaşatamıyorsanız, kentli uzaktan bakıyorsa ben ona mega proje demem. Tabii ki siyasi iradelerin, kendi dönemlerinde akılda kalmak için yaptığı, yapacağı projeler hep oldu, olacaktır. Öte yandan zaten güzel bir Konyaaltı sahili var. Önemli olan orayı temiz tutmak. Ve herkesin buraya gelmesini sağlamak. Bu gerçekleşirse o projeye mega proje derim. Menderes Başkan’ın da farklı düşündüğünü sanmıyorum.

 

“Artık Expo’nun içinde, Antalya olsun istiyoruz.”

 

Expo Antalya alanıyla ilgili son durum nedir? Sizin bu alanla ilgili bir projeniz var mı?

Ahh! Kanayan yaram. Oradan her geçişimde içim acıyor. Neden? Çünkü bizim gelirlerimizle yapılmış bir alan. Hepimizin hayalleri var. Ancak ülkemizde öyle bir siyasi-diplomatik işleyiş var ki şimdi Özelleştirme İdaresi’nde, belki sayın Valim bile ne olacağını bilmiyor.  Ne olacaksa bir an önce olması lazım.

Orada 5.000 kişilik uyuyan bir kongre alanı var. Kongre Bürosu olarak pazarlayamıyoruz, çünkü acaba bir soğuk hava deposu mu olacak, kongre merkezi olarak hayatına devam mı edecek ben bilmiyorum, kimse bilmiyor. Şu anda içinde bulunduğumuz Arkeoloji Müzesi’nin deposunda dünya kadar Perge eseri yer olmadığı için yatıyor. Ben isterim ki bu müzemiz hep burada kalsın, depodakilerle de  Expo alanında kapalı ya da açık bir Perge Müzesi yapalım. Kurulacak bir teleferik bağlantısıyla; Perge’yi gezen Expo’daki müzeye gitsin, Expo’daki müzeye gelen de Perge Antik Kenti’ne gitsin. Hem yukarıdan Silyon Vadisi’ni görsün, hem de Perge’yi görmek için bir amacı olsun.

O bahçeler korunarak, içine Antalya endemik bitkilerinin yer aldığı Endemik Müzesi yapalım. Yine bu müzenin içinde 183 adet Antalya kelebeğini uçursak ne güzel olur. ATAV olarak Antalya Kelebekleri’nin kitabını da bastık. Antalya Lezzetleri’ni sunduğunuz köşeler olur. Zaten alt yapısı olan bir yer. Ayağına kadar raylı sistem gidiyor. Böyle bir yer yok. Expo’da yapılanları devam ettirelim. Her bir bölümü bir yapı yönetir. Müzeyi başka bir işletme, kongre merkezini başka bir işletme gibi. Böylelikle girişimciler için cazip hale gelir. O büyük yapıyı tek kişiye veremezsiniz. Altından kalkamaz.

Bu konuda Antalya milletvekillerinin tavrını nasıl değerlendiriyorsunuz?

Zayıf buluyorum. Seçilmişlerin bu anlamda daha baskıcı olmaları gerektiğini düşünüyorum. Expo’yu el ele vererek partiler üstü bir şekilde ele almalılar.  Masaya yumruğu vurmak gerekiyor. Biliyorsunuz yapım aşamasında da Antalyalı firmalar yer alamadı. Hep Ankara’dan firmalar geldi yaptılar. Artık Expo’nun içinde Antalya olsun istiyoruz.

Hediyelik eşya da tanıtımın bir parçası, bu konuda Antalya’nın zayıf kaldığını düşüneneler ağırlıkta, siz ne düşünüyorsunuz, bu konuda da çalışmalar yapacak mısınız?

Hediyelik eşya dükkanları hala istediğimiz düzeyde olmasa da kentin tarihine dair, özgün hediyelikler bulmak mümkün. Bu müzedeki dükkandan çocuklarıma kitaplar, kendime takılar alıyorum. Ancak yeterli değil. Plancia Magna yine yok tabii. Her yer Herakles.

Antalya’nın Olgunlaşma Enstitüsü var. Çok kıymetli. Çok güzel işler yapıyorlar. Onlarla Yörük Gelini defilesini yaptık. Şu anda Konyaaltı’ndaki merkezlerinde her şey var. Sikkeler basıyorlar, takılar, kemerler, vitraylar yapıyorlar. Bir tek ahşap işçiliği yok, onu da açacaklar. Şu anda ATAV için hediyelik eşya alacak olsak oradan alıyorum. Onlara gümüş plaketler yaptırıyorum. Bütün STK’larımıza da öneriyorum. Eşsiz, bir eşi daha yok. Kısacası şu anda Antalya’ya özgü hediyelik eşya yapalım dediğinizde, elinizin altında Olgunlaşma Enstitüsü var. Halk Eğitim Merkezleri de çok başarılı ve yaratıcılar.

 

Ancak onların yaptığı işler bu dükkanlara girmiyor.

Girmiyor, çünkü dükkanlar TÜRSAB’ın yönetiminde. Onların ihale ettiği firmalara veriliyor. İlimiz sınırları içindeki müze ve ören yeri dükkanlarına, ATAV olarak çıkardığımız kitapları dahi koyamıyoruz. Lütfen bunu yazın. Yazık. Umarım Firuz Bağlıkaya döneminde yapacağım. Sayın Valim bu konuda da bize destek oluyor.

 

40’lı yaşlarla birlikte daha ayakları yere basan, yaşadığı kente nasıl faydalı olurum diye düşünen bir birey oldum.

 

Kadınlar için, 40’lı yaşlar bir başkadır denilir. Siz de 40’lı yaşlarınızın başındasınız. Nasıl geçiyor?

Ben 32 yaşımdan sonra kendimi buldum. Çocuk doğurdum. Sabırsız bir insandım. Annelikle birlikte sabretmeyi öğrendim. Anneliğin getirdiği sabır bana çok şey kattı. 40’lı yaşlarla birlikte daha ayakları yere basan, yaşadığı kente nasıl faydalı olurum diye düşünen bir birey oldum. Bunu da çevremdeki, özellikle kadın nüfusa aşılamaya çalışıyorum. Hep bir fayda olsun istiyorum yaptıklarımda.

Bu paylaşımları da sosyal medyada kolaylıkla yapabiliyorsunuz. Mesela AKS (Antalya Kültür Sanat), ATSO’nun çok değerli bir projesi, ben de el kaldırdım Çetin Osman Budak döneminde karar alındığında. Orada çocuklara yapılan atölyeleri çoğu insan hala bilmiyor. Ben oraya çocuğumu götürüp, onu instagramın ‘hikaye’ bölümünde paylaştığımda ‘’Aaa nerede bu merkez’ diyorlar. İşte bu güzel bir şey.

 

Yani kent içindeki kendi bilinirliğinizi kent için kullanmaktan çekinmiyorsunuz diyebilir miyiz?

Evet, elbette.  Sizi takip eden insanlar sizden de bir şey öğrenmek için takip ediyor.

 

Sizin Antalya’nızı sorsam ne söylersiniz? Sevdiğiniz yerler neresi?

Doğduğum yer Kemer. Kemer, Antalya’nın ilk turizm merkezi. Öyle nadide bir yer ki. Eski halini bilmeyenler ne dediğimi anlamayabilir ancak eski ve yeni halini bilen biri olarak; portakal bahçelerinin halen yaşadığı, onun içinde turizmin yapıldığı, denizin en güzel deniz olduğu bir yer. Phaselis, Çıralı sizi sizden alan yerler. Dağları, yayları ayrı bir güzeldir.  Çocukluğum Ovacık yaylasında geçti. Oranın bitki örtüsü, doğası, manzarası, havası… Tahtalısı, kanyonu, sedir ormanları, dağ keçileri…

Anlatılmaz yaşanır.

 

Antalya’da, kent içinde nerelere gidersiniz?

Kaleiçi. Antalya’nın incisi. Araç yasağı çok iyi oldu. Şimdi daha rahat geziyoruz. Bu konuda Menderes Başkan’a teşekkür ediyorum. Öğrencilerin rahatlıkla girip-çıktığı bir alan oldu. Çocuklarımı alıp Oyuncak Müzesi’ne, Denizcilik Müzesi’ne götürüyorum. Tarihin üzerinde yürüyorum ve bu bana iyi geliyor. Çok güzel lokantaları, gece mekanları var. 24 saat yaşıyor.

Yat Limanı’nı biraz ele almak gerekiyor.  Eksiklikler var. Orada güzel bir işletme olmalı ve günübirlik tekneler oradan kaldırılmalı. Çok öznel ürünler satan güzel butiklerin olduğu bir yer haline gelmeli.  Nasıl ki Hacı Memiş Alaçatı’da yükseldiyse, bizim de Hıdırlık Caddesi ayrı, Hesapçı Sokak, Kandil Sokak ayrı ayrı ele alınıp güzel şeyler yapılabilir.

Yine ATSO güzel bir iş yapıp orda bir ev aldı. ATSO’nun bu güzel eyleminden sonra, Antalyalı gidip Kaleiçi’nden ev alıp, hafta sonu restorasyonuyla uğraşıyor. Kentli sahip çıkmazsa turistle burayı koruyamazsınız. Kentli sahip çıkarsa turist zaten öbek öbek gelir. Sen önce çocuklarına bir gezdir, onlara öğret.

 

Yeliz Gül EGE Kimdir?

Antalya’da doğdu. Uludağ Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi Çalışma Ekonomisi ve Endüstri İlişkileri Bölümü’nden 2000 yılında bölüm birincisi olarak mezun oldu. Akdeniz Üniversitesi Turizm İşletmeciliği ve Otelcilik Yüksekokulu Turizm İşletmeciliği Yüksek Lisans Programı’ndan 2004 yılında mezun oldu. Yüksek lisansım süresinde araştırma görevlisi olarak akademisyenlik yaptı. Eğitimimi tamamlamasının ardından, çocukluğundan bu yana içinde büyüdüğü tesisler olan “Rose Hotels”in ‘genel koordinatörlük görevini üstlendi. Halen; Rose Residence Beach 5 Yıldız, Rose Resort Hotel 4 Yıldız, Rose Hotel 3 Yıldız olmak üzere toplam 1600 yatağa sahip Gül Turizm İnşaat Yatırım Sanayi ve Ticaret A.Ş.’nin yönetim kurulu üyeliğini yapıyor. Ege ayrıca AKTOB(Akdeniz Turistik Otelciler ve İşletmeler Birliği) Yönetim Kurulu üyeliği, TOBB(Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği) Kadın Girişimciler Kurulu üyeliği, ANSİAD (Antalya Sanayici ve İşadamları Derneği) üyeliği ile TYD (Turizm Yatırımcıları Derneği) üyeliği bulunuyor. Evli ve iki çocuk annesi olan Yeliz Gül Ege, iyi derecede İngilizce biliyor.

 

 

1 Yorum

Yorum

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir