21.
yüzyılın en önemli küresel dönüşümlerinden biri, insan ömrünün tarihte hiç
olmadığı kadar uzaması ve toplumların hızla yaşlanmasıdır. Günümüzde artık
mesele yalnızca daha uzun yaşamak değil, daha sağlıklı, aktif ve kaliteli bir
yaşam sürdürebilmektir. Bu nedenle dünyanın birçok kentinde "sağlıklı uzun
yaşam" yaklaşımı, yeni bir planlama ve kalkınma vizyonu olarak öne
çıkmaktadır.
Dünya Sağlık Örgütü ve uluslararası
kuruluşların verileri, 2050 yılına kadar 60 yaş üzerindeki nüfusun iki katına
çıkarak 2 milyarın üzerine ulaşacağını göstermektedir. Daha da önemlisi, bu
kişilerin büyük çoğunluğunun şehirlerde yaşayacağı öngörülmektedir.
Dünya Sağlık Örgütü sağlığı yalnızca
hastalıkların olmaması olarak tanımlamamaktadır. Sağlık; fiziksel, ruhsal ve
sosyal iyilik hali olarak tanımlanmaktadır. Artık kentlerin gelişimi yalnızca
ekonomik büyüme, altyapı yatırımları veya nüfus büyüklüğü ile değil; insanların
ne kadar sağlıklı, mutlu ve uzun yaşadığıyla da değerlendirilmektedir.
Bu çerçevede
son yıllarda uluslararası literatürde öne çıkan "Longevity City" yani
"Sağlıklı Uzun Yaşam Şehri" yaklaşımı, kentleri insanların yaşam
süresini ve yaşam kalitesini artıran birer sağlık ekosistemi olarak ele
almaktadır. Yaklaşım, şehirlerin hem yerel halkın hem de ziyaretçilerin daha
uzun, sağlıklı ve aktif bir yaşam sürmelerini destekleyecek mekânsal, sosyal ve
çevresel politikalar geliştirmesini öngörmektedir.
Bu yaklaşımın temelinde yalnızca
hastalıkların tedavisi değil; sağlıklı yaş almanın desteklenmesi, beyin sağlığının
korunması, aktif yaşam alışkanlıklarının teşvik edilmesi, güçlü sosyal
ilişkilerin geliştirilmesi ve sağlıklı çevre koşullarının oluşturulması yer
almaktadır.
Sağlıklı uzun yaşam şehirleri;
geliştirilen kentsel stratejiler ile bireylerin yaşam alışkanlıkları arasındaki
güçlü etkileşime dayanmaktadır. Şehirlerin fiziksel ve sosyal çevresi
insanların günlük davranışlarını ve yaşam biçimlerini yönlendirirken,
bireylerin tercihleri ve kullanım alışkanlıkları da kentlerin gelişimini ve
dönüşümünü şekillendirmektedir.
Bu yaklaşımın temelinde, insan
davranışları ile sağlıklı yaşam arasındaki yakın ilişki yer almaktadır. Nitekim
“İnsanlar yaşlandıkları için hareket etmeyi bırakmazlar; hareket etmeyi
bıraktıkları için yaşlanırlar” anlayışı, aktif yaşamın sağlıklı ve uzun ömür
üzerindeki belirleyici etkisini vurgulamaktadır. Bu nedenle sağlıklı uzun yaşam
şehirleri, bireylerin günlük yaşamlarında fiziksel aktiviteyi artıran,
yürümeyi, bisiklet kullanımını, açık alanlarda vakit geçirmeyi ve sosyal
etkileşimi teşvik eden fiziksel ve sosyal çevreler oluşturmayı hedeflemektedir.
Araştırmalar,
düzenli fiziksel aktivitenin kalp ve damar sağlığının yanında hafızayı, dikkat
kapasitesini ve beyin fonksiyonlarını da koruduğunu göstermektedir. Bu nedenle
sürdürülebilir ulaşım sistemleri, yürünebilir mahalleler, bisiklet yolları,
erişilebilir toplu taşıma ağları, güvenli kamusal alanlar ve yeşil koridorlar,
insanların günlük yaşamda daha aktif olmalarını destekleyen önemli kentsel
unsurlardır. Geleceğin yaşanabilir şehirleri, daha fazla otomobile alan açan
değil; yürümeyi, bisiklet kullanımını ve sosyal etkileşimi teşvik ederek insan
odaklı yaşamı güçlendiren şehirler olacaktır.
Peki Antalya bu dönüşümün öncü
kentlerinden biri olabilir mi?
Antalya, Türkiye'nin en hızlı
büyüyen kentlerinden biri olmasının yanında uzun ömürlülüğü destekleyen bir
nüfus yapısına da sahiptir. Antalya’da bugün her 10 kişiden yaklaşık biri 65
yaş ve üzerindedir. Önümüzdeki
yıllarda bu oranın daha da artması beklenmektedir.
Bugün Antalya'nın karşı karşıya
olduğu temel kentleşme sorunlarından biri, hızlı nüfus artışı ve yoğun
yapılaşma baskısıdır. Günümüzde giderek artan kentsel dönüşüm uygulamalarının
önemli bir kısmı binaların yıkılıp yeniden yapılarak yoğunluk artışına
odaklanırken, ileri yaş nüfusun
ihtiyaçları çoğu zaman planlama gündeminde yeterince yer bulamamaktadır. Oysa sağlıklı
uzun ömür şehirleri yaklaşımı daha fazla yapı üretmeyi değil; daha yaşanabilir
mahalleler oluşturmayı hedeflemektedir.
Uzun ömürlü
toplumlarda aidiyet duygusu, komşuluk ilişkileri ve sosyal etkileşim en az
sağlık hizmetleri kadar önemlidir. İnsanların kendilerini güvende hissettiği,
sağlıklı ve temiz bir çevrede yaşadığı, günlük ihtiyaçlarına yürüyerek
ulaşabildiği, açık ve yeşil alanlara erişebildiği ve sosyal ilişkilerini
sürdürebildiği mahalleler, sağlıklı yaş almanın temel unsurlarını
oluşturmaktadır. Antalya'nın geleneksel mahalle kültürü bu açıdan önemli bir
avantaj sunmaktadır. Ancak bu potansiyelin sürdürülebilmesi için kent genelinde
birbirine bağlı bir yeşil alan sisteminin oluşturulması, mevcut yeşil alanların
korunması ve yeni gelişme alanlarında bu niteliğin güçlendirilmesi
gerekmektedir.
Uzun yıllar
boyunca yaşam süremizi büyük ölçüde genlerimizin belirlediği düşünülmüştür.
Ancak günümüzde bilimsel araştırmalar, sağlığımızı ve yaşam kalitemizi
etkileyen en önemli faktörlerden birinin yaşadığımız çevre olduğunu ortaya
koymaktadır. Hava ve su kalitesi, yeşil alanlara erişim, gürültü düzeyi, sosyal
ilişkiler, sağlıklı beslenme olanakları ve günlük hareketlilik gibi çevresel
faktörler, bireylerin fiziksel ve ruhsal sağlığı üzerinde doğrudan etkili
olmaktadır. Antalya'nın denizi, kıyıları, doğal alanları ve güçlü tarımsal yerel
üretim kapasitesi bu açıdan önemli avantajlar sunmaktadır. Ancak bu
potansiyelin sağlıklı uzun yaşamı destekleyen bir değere dönüşebilmesi için
doğal ve kültürel kaynakların korunması, erişilebilir hale getirilmesi ve kent
yaşamıyla bütüncül bir şekilde ilişkilendirilmesi gerekmektedir.
Son yıllarda
bilimsel çalışmalar, deniz ve kıyı alanları gibi "mavi alanların" da
fiziksel ve ruhsal sağlık üzerinde olumlu etkiler yarattığını ortaya
koymaktadır. Antalya'nın yaklaşık 640 kilometrelik kıyı şeridi bu açıdan önemli
bir potansiyel sunmaktadır.
Antalya aynı
zamanda Türkiye'nin önde gelen sağlık turizmi merkezlerinden biridir. Güçlü
sağlık altyapısı, uluslararası ulaşım bağlantıları ve turizm sektöründeki
deneyimi sayesinde kent, yalnızca tedavi odaklı sağlık turizmiyle değil,
sağlıklı yaşam ve uzun ömür temelli yeni bir gelişim modeliyle de öne çıkma
potansiyeline sahiptir. Dünyada hızla büyüyen “wellness” (iyi yaşam), “sağlıklı
yaşlanma” ve “longevity” ekonomisi dikkate alındığında, Antalya'nın bu alanda
uluslararası ölçekte önemli bir çekim merkezi haline gelmesi mümkündür. Bu
durum, kente hem ekonomik çeşitlilik kazandırabilecek hem de yaşam kalitesini
merkeze alan yeni bir kalkınma perspektifi sunabilecektir.
Bu noktada COP31'in Antalya'da
gerçekleştirilecek olması ayrı bir önem taşımaktadır. İklim değişikliği ile
sağlık arasındaki ilişkinin giderek daha fazla tartışıldığı günümüzde Antalya,
yalnızca iklim dostu bir kent olmayı değil, aynı zamanda sağlıklı ve uzun
yaşamı destekleyen bir kent vizyonu geliştirmeyi de hedefleyebilir.
Yılın yaklaşık 300 günü güneşli
olan, yılın büyük bölümünde yürüyüş, yüzme, bisiklet kullanımı ve açık hava
etkinliklerine elverişli iklim koşullarına sahip Antalya, aktif yaşlanmayı
destekleyen önemli avantajlar sunmaktadır. Ancak bu doğal potansiyelin yaşam
kalitesine dönüşebilmesi için planlama kararlarıyla desteklenmesi
gerekmektedir. Daha fazla yeşil alan, gölgelendirilmiş yaya yolları, yaş dostu
mahalleler, erişilebilir toplu taşıma sistemleri, mavi-yeşil altyapı
uygulamaları ve sosyal etkileşimi güçlendiren kamusal mekânlar bu vizyonun
temel bileşenlerini oluşturabilir.
İklimi, doğal ve kültürel değerleri,
sağlık altyapısı, turizm deneyimi ve uluslararası görünürlüğü dikkate
alındığında Antalya, Türkiye'de ve dünyada "Longevity City"
yaklaşımının uygulanabileceği en güçlü adaylardan biridir. Ancak bunun
gerçekleşebilmesi için sağlık, turizm, tarım, eğitim, şehir planlama, ulaşım,
çevre ve sosyal politikaları bir arada ele alan bütüncül bir kent vizyonuna
ihtiyaç vardır.
Belki de asıl soru Antalya'nın bir
"Sağlıklı Uzun Yaşam Şehri" olup olamayacağı değil; bu dönüşüm için
ne kadar erken harekete geçeceğidir. Çünkü geleceğin yaşanabilir şehirleri,
yalnızca büyüyen değil, sakinlerine daha sağlıklı, daha aktif ve daha mutlu bir
yaşam sunabilen şehirler olacaktır.
Dr.
Ebru Manavoğlu Şehir Plancısı (İTÜ)