Cumhuriyet Kitapları’ndan çıkan “21. Yüzyılda Yeniden Cumhuriyet – Modernleşmenin Yapay Zeka Çağındaki Yeni Aşaması” adlı kitabın genişletilmiş üçüncü baskısı, Antalya Ticaret ve Sanayi Odası (ATSO) Atatürk Konferans Salonu’nda düzenlenen buluşmayla tanıtıldı. Gazeteci Ceren Deniz’in moderatörlüğünü üstlendiği söyleşiye CHP Antalya İl Başkanı Hasan Şahin, ATSO Başkanı Yusuf Hacısüleyman, AESOB Başkanı Adlıhan Dere, yaklaşan ATSO seçimlerinin başkan adayları Berkay Bahar, Davut Çetin, Fethi Avşar, Hatice Öz ve Reşat Güney’in de aralarında bulunduğu iş dünyası temsilcileri, siyasiler, konsoloslar, fahri konsoloslar, sivil toplum kuruluşlarının yöneticileri, muhtarlar ve çok sayıda davetli katıldı.
‘YENİ
BİR ARAYIŞA İHTİYAÇ VAR’
Başkan
Uysal, salonu dolduran katılımcılara teşekkür ederek başladığı konuşmasında
“Bunu aynı zamanda Türkiye’mizin geleceğine duyulan büyük bir merak ve ilgi
olarak değerlendiriyorum. Bu sıcak yaz gününde bizi burada bir araya getiren
şey, ülkemizin geleceği için daha iyisini arama iradesidir” diye konuştu.
Yirmi
birinci yüzyılın artık gelecek değil, içinde yaşanılan gerçeklik olduğunu dile
getiren Uysal, “Yirmi birinci yüzyılın ilk çeyreğini geride bıraktık. Buna
rağmen hala yirmi birinci yüzyıl gelecekmiş gibi konuşuyoruz. Oysa bilimsel,
teknolojik, ekonomik ve toplumsal açıdan son derece sarsıcı gelişmelerin tam
ortasındayız. Siyasetin, ekonominin ve toplumsal yapının bu dönüşüme uyum
göstereceği yeni bir arayışa ihtiyacımız var” diye konuştu.
‘CUMHURİYET
GELECEĞİN PROGRAMIDIR’
Kitabın,
gündemde konuşulanlarla Türkiye’nin konuşması gereken meseleler arasındaki
uçurumdan doğduğunu anlatan Uysal, bu arayışın daha fazla demokrasi, üretim,
ihracat ve daha adil paylaşım talebine dayandığını söyledi. Kitabın
merkezindeki düşüncenin “Cumhuriyet geçmişin hatırası değil, geleceğin
programıdır” cümlesinde toplandığını belirten Uysal, Cumhuriyet’in yalnızca
tarihsel bir başarı olarak değil, yeni yüzyılın sorunlarına çözüm üretecek bir
kuruluş anlayışı olarak değerlendirilmesi gerektiğini söyledi.
‘İKTİSADİ
EGEMENLİK YOKSA EGEMENLİK DE YOKTUR’
Türkiye
tarihinin iktisadi gelişmelerden koparılarak okunmasını eleştiren Uysal,
“İktisadi egemenlik olmadan egemenlik yarım kalmaz; hiç gerçekleşmez. İktisadi
egemenliğiniz yoksa sömürgesinizdir” dedi. Cumhuriyet’in kuruluş döneminin
yalnızca askeri ve siyasi bir başarı olmadığını vurgulayan Uysal, şöyle devam
etti:
“Cumhuriyet, işgalin yanında açlığı da yenmiştir. Kapitülasyonları kaldırmak, yaklaşık 500 yıllık bir sömürü düzenine son vermek kolay değildir. Cumhuriyet’in en büyük başarılarından biri iktisadi bağımsızlığı sağlayabilmesidir. Geçmişteki olumlu ve olumsuz deneyimleri bugünün dünyasına uyarlayabilirsek geleceğimizi daha sağlam kurabiliriz.”
‘BOŞ
KAMPLAŞMALARI GERİDE BIRAKMALIYIZ’
Uysal,
ülkenin gerçek gündeminin üretim, eğitim, teknoloji, hukuk ve kalkınma olması
gerektiğini söyledi. “Teknolojide, bilgide ve eğitimde geri kalıyoruz.
Ekonomimiz büyük ölçüde iç piyasaya ve inşaata dayanıyor. Oysa katma değere,
yüksek teknolojiye, dünyayla rekabete ve yapay zeka dönemine uyum sağlamaya
ihtiyacımız var” diyen Uysal, “Boş tartışmaları bırakmadan hiçbir yere
varamayız. Gelecek, geçmiş kadar yumuşak olmayacak. Çok sert bir küresel
rekabet var. Türkiye’nin boş çatışmalarla kaybedecek vakti de enerjisi de yok”
ifadelerini kullandı.
ÜÇ
TEMEL ORTAKLIK
Başkan Uysal, Türkiye’nin geleceği için üç temel konuda toplumsal mutabakat kurulması gerektiğini belirterek bunları şöyle sıraladı: “Birincisi, herkesin birbirini yaşam biçimiyle, kültürel kimliğiyle ve kişisel tercihleriyle olduğu gibi kabul etmesidir. İkincisi, ülkenin geleceği ve kalkınması için ortak bir iradede buluşmaktır. Üçüncüsü ise mahkemede, sokakta, sınırda ve evde güvenliği birlikte sağlamaktır. Herkesin birbirini olduğu gibi kabul ettiği; kalkınmada ve güvenlikte ortaklaştığı bir Türkiye’yi kurduğumuzda gerisi gelecektir.”
‘KURUCU
AKLIN ÖZÜ KENDİNİ YENİLEMEKTİR’
Uysal,
kitapta yer alan “kurucu akla dönüş” düşüncesinin özünde geleceği kavrama ve
kendini çağın koşullarına göre yeniden inşa etme iradesinin bulunduğunu
söyledi. Devletçiliği, devletin bütün üretim araçlarına sahip olması değil,
kalkınmayı yöneten bir “orkestra şefi” olması şeklinde tanımlayan Uysal,
“Devlet teşvik sistemini, yatırımları ve kalkınma hedeflerini güvenilir biçimde
koordine etmeli. Kurumlar şeffaf olmalı, ilan ettikleri kurallara ve kendi
hukuklarına uymalı. Kurucu aklın bugüne uyarlanması tam olarak budur” dedi.
Cumhuriyet’in
kuruluş felsefesinin eşit yurttaşlığa dayandığını belirten Uysal, “Ulus devlet
bütün etnik kimliklere, laik devlet ise bütün inançlara eşit mesafede duran
devlettir. Cumhuriyet, gücünü eşit vatandaşlarından alan anayasal bir
sözleşmedir” diye konuştu.
‘TEKNOLOJİYİ
ÜRETİME DÖNÜŞTÜRMELİYİZ’
Yapay
zeka çağının devlet yapısını, ekonomiyi ve günlük yaşamı köklü biçimde
değiştirdiğini vurgulayan Uysal, Türkiye’nin yeni bir eğitim ve planlama
anlayışına ihtiyacı olduğunu söyledi. Uysal, “Eğitimi yalnızca kültürlü ve
olgun insan yetiştirmek şeklinde düşünemeyiz. Dünyadaki teknolojiyi takip
edecek, ülkeye aktaracak ve üretime dönüştürecek yüz binlerce insana
ihtiyacımız var. Yirmi yıl sonra dünyanın nasıl olacağını düşünecek, o dünyanın
gerçeklerine ulaşmanın en kısa ve doğru yolunu keşfedecek bir kuşak
yetiştirmeliyiz” şeklinde konuştu.
Türkiye’nin
açık teknolojik kaynakları dahi yeterince süzüp üretime aktaramadığını belirten
Uysal, yüksek teknolojili ürünlerin ihracattaki payının bu eksikliği
gösterdiğini söyledi. Uysal, “Matematiği rafa kaldıran, refahı da rafa
kaldırır. Çağı yakalayan, toplumun dinamiklerini tanıyan, bilimsel ve cesur
politikalar üretmek zorundayız” ifadelerini kullandı.
‘CHP’DEN
AYRILMAK BENİM İÇİN BİR SEÇENEK DEĞİL’
Söyleşide
gazeteci Deniz’in CHP ve Yeni Parti ayrışmasına ilişkin sorusunu da yanıtlayan
Uysal, herkesin siyasi tercihine saygı duyduğunu ancak CHP’den ayrılmayı doğru
bulmadığını söyledi. CHP’nin herhangi bir siyasi parti gibi
değerlendirilemeyeceğini belirten Uysal, şöyle konuştu:
“CHP,
30 kişinin bir araya gelip İçişleri Bakanlığına dilekçe vermesiyle kurulmuş bir
parti değildir. Yüz yıl önce işgalin ve açlığın içinden toplumun toplam
enerjisiyle doğmuş bir tüzel kişiliktir. Partiden ayrılmak benim seçeneklerim
arasında yok. Eksik gördüğümüz, kabul etmediğimiz her şeyi bu çatı altında
tartışarak köklü siyasi kurumlarımızı güçlendirmemiz gerekir.”