Oysa rakamlar çok net. Dünya genelinde en az 2,2 milyar insan görme problemi yaşıyor. Yaklaşık 43 milyon kişi ise tamamen görme engelli. Avrupa’da bu sayı 30 milyonun üzerinde. Bu veriler bize şunu söylüyor: Bu artık küçük bir sosyal grup değil, doğrudan küresel bir turizm pazarıdır. Üstelik bu kitlenin önemli bir kısmı ileri yaş grubunda yer alıyor; yani zaman açısından daha esnek, harcama gücü daha yüksek ve deneyim odaklı seyahat eden bir profil söz konusu. Dahası, bu bireyler çoğu zaman tek başına değil, refakatçileriyle birlikte seyahat ediyor. Yani her bir görme engelli turist aslında iki kişilik bir talep anlamına geliyor.
Bugüne kadar erişilebilirlik konusu
çoğunlukla fiziksel engeller üzerinden ele alındı. Rampalar yapıldı, asansörler
eklendi, girişler düzenlendi. Ancak görme engelliler için turizm çok daha
farklı bir bakış açısı gerektiriyor. Çünkü burada mesele sadece mekâna girmek
değil, deneyimi hissedebilmek. İşte bu noktada müzecilik dünyası önemli bir
dönüşümün öncüsü oldu.
Bu dönüşümün en çarpıcı örneklerinden
birini Hollanda’da deneyimledim. Görme engelli bireylerin rehberlik yaptığı bir
müze modeli… Ziyaretçiler, görme engelli rehberler eşliğinde karanlık birçok
mekânı deneyimliyor. Anlatım sadece bilgi vermekle kalmıyor; dokunma, ses ve
hayal gücü üzerinden bambaşka bir algı dünyası kuruluyor. Bu modelin en güçlü
tarafı ise şu: Görme engelli bireyler burada sadece ziyaretçi değil, doğrudan
turizm profesyoneli haline geliyor. Yani erişilebilirlik bir maliyet değil,
aynı zamanda bir istihdam modeli yaratıyor.
Bu yaklaşım Türkiye açısından son derece
kritik bir fırsat barındırıyor. Çünkü biz erişilebilirliği çoğu zaman
“yapılması gereken bir düzenleme” olarak görüyoruz. Oysa doğru kurgulandığında
bu alan, yeni bir iş gücü ve uzmanlık alanı oluşturabilir. Görme engelli
bireylerin rehberlik yaptığı müzeler, deneyim turları ve kültürel rotalar
Türkiye’de rahatlıkla hayata geçirilebilir.
Türkiye’de bu yönde atılan adımlar henüz
sınırlı ama umut verici. Antalya’da Akra Otel’in başlattığı sesli yönlendirme
sistemi bu anlamda önemli bir örnek. Görme engelli misafirler otel içinde
bağımsız hareket edebiliyor, mekânı kendi başlarına deneyimleyebiliyor. Bu
uygulama küçük gibi görünebilir, ancak aslında çok büyük bir zihniyet
değişimini temsil ediyor. Çünkü ilk kez bir otel, görme engelli misafiri
“yardıma ihtiyaç duyan” biri olarak değil, bağımsız bir kullanıcı olarak ele
alıyor. Akra’dan sonra Land of Legend’ın alışveriş bölümü de uyguluyor. Wewalk
ve Danış’ın kuruluşu da ilginç kendisi de bir görme engelli olan Kürşat Ceylan,
Aralık 2019 yılında Kürşat Ceylan ile Almanya’da yapılan söyleşide şöyle
diyordu;
“Bu teknolojiyi sadece Türkiye'de
geliştirdik ve bastonu Vestel'in desteğiyle Türkiye'de ürettik. Türkiye'den bir
başarı hikayesi olarak gerçekten dünyaya ilham kaynağı olmak istiyoruz" Ve
gerçekten de öyle oldu bugün dünyada birçok app uygulaması ve kendilerinin de
geliştirdiği akıllı beyaz baston uygulamaları var.
Şimdi Antalya’nın önünde yeni bir fırsat
var; Türkiye’nin ilk müzelerinde geçen yıl yıkılan ve yeniden yapımına başlanan
Antalya Müzesi bu konseptte yapılırsa kent için yeni bir adım olacaktır.
Benzer şekilde Türkiye’de bazı müzelerde
dokunulabilir eserler, sesli rehberler ve özel programlar uygulanıyor. Ancak bu
çalışmalar hâlâ parçalı. Yani bir yerde iyi bir uygulama varken, başka bir
yerde tamamen yok. Bir standart ve bütüncül bir destinasyon yaklaşımı henüz
oluşmuş değil.
Bursa İnegöl’de Belediye’nin takdir
edilmesi gereken akıllı beyaz baston ve gps uygulaması var. Kendi halkı için
yapılmış bir örnek uygulama.
Avrupa’da ise bu konuda daha sistematik
örnekler dikkat çekiyor. Barcelona, erişilebilirliği sadece müzelerde değil,
tüm şehir ölçeğinde ele alan nadir destinasyonlardan biri. Müzelerde
dokunulabilir eserler ve sesli betimleme sistemleri bulunurken, şehir genelinde
hissedilebilir yollar, erişilebilir ulaşım ve plaj düzenlemeleri entegre bir
şekilde çalışıyor. Yani ziyaretçi müzeye girdiğinde değil, şehre adım attığı
andan itibaren bağımsız bir deneyim yaşayabiliyor.
Londra’da büyük müzelerde profesyonel
sesli betimleme sistemleri ve dokunulabilir koleksiyonlar öne çıkarken,
Atina’da tamamen dokunma odaklı müze modelleri uygulanıyor. Ancak bu örneklerin
çoğu hâlâ tekil yapılar. Yani dünya genelinde tam anlamıyla “görme engelli
dostu destinasyon” sayısı oldukça sınırlı.
Tam da bu noktada Türkiye için büyük bir
fırsat ortaya çıkıyor. Çünkü rekabet henüz yoğun değil. Bu alanda erken hareket
eden ülkeler sadece sosyal bir sorumluluk yerine getirmekle kalmayacak, aynı
zamanda yeni ve güçlü bir turizm segmentini de kazanacak.
Üstelik bu dönüşüm sadece görme
engelliler için değil. Çok duyulu deneyimler, sesli hikâye anlatımları,
dokunarak keşif alanları tüm turistler için daha derin ve zengin bir deneyim
yaratıyor. Yani erişilebilirlik aslında turizmin kalitesini yükselten bir unsur
haline geliyor.
Türkiye’nin güçlü otel altyapısı, zengin
kültürel mirası ve deneyimli turizm sektörü bu alanda öncü olabilecek bir zemin
sunuyor. Antalya’da erişilebilir resort konseptleri, Efes ve Göbeklitepe’de
dokunulabilir ve sesli anlatımlı rotalar İstanbul’daki büyük müzelerde ve bazı
özel müzelerde ise sesli rehberler, hissedilebilir yüzeyler ve sınırlı da olsa
erişilebilirlik uygulamaları mevcut. Pera Müzesi ve Sakıp Sabancı Müzesi gibi
kurumlar zaman zaman özel programlar ve etkinlikler düzenliyor. Ancak burada temel
sorun şu: Türkiye’de erişilebilirlik uygulamaları hâlâ proje bazlı ve parçalı
ilerliyor. Yani bir müzede iyi bir uygulama varken, hemen yanındaki başka bir
müzede hiçbir şey olmayabiliyor. Bir standart, bir sistem ve en önemlisi bir
destinasyon vizyonu henüz oluşmuş değil.
İstanbul’da hikâye temelli sesli şehir
deneyimleri… Bunların her biri Türkiye’yi bu alanda farklılaştırabilir.
Kuşkusuz tüm Türkiye’nin bir öncü kentinin bu alanda hem kendi engelli
vatandaşlarına ve sonra yabancı misafirlerine bu güzel uygulamayı sunması
yerinde olur. Bu uygulamanın dünyada tanıtımı bize çok farklı boyut kazandırır.
Sonuç olarak mesele sadece görme
engelliler için turizm yapmak değil. Mesele turizmi yeniden düşünmek. Görmeden
de görülebilen, hissedilerek deneyimlenen ve herkes için erişilebilir bir
turizm anlayışı…
Turizmin herkes için deneyimleniyor
olması, engellerin olmaması bu yüzyılın mesajı olmalı ve Türk Turizm sektörü
bunu artık görmeli ve dünyaya bu mesajı sunmalı!
Kaynak: https://www.turizmgazetesi.com/